Fatih Sultan Mehmet – Kazıklı Voyvoda Dostluğu
Kanlı bir hikaye anlatalım şimdi de; “Ölümsüz vampir “Kont Drakula”, İrlandalı yazar Bram Stoker’ın kaleminden çıkarak yıllar önce sinemaya uyarlandı, pek çok sinema filmine konu oldu. Yazarın, Kont Dracula karakterini yaratırken bizim kitaplarında “Kazıklı Voyvoda” olarak andığımız ünlü Eflak Prensi Vlad Tepeş’ten esinlendiği biliniyor. Ancak Kazıklı Voyvoda, nam-ı diğer Drakula ile Fatih Sultan Mehmed arasındaki kan kardeşliğine varan sıkı dostluk pek bilinmiyor.
Edirne Sarayı’nın merdivenlerinde iki çocuk yan yana oturmaktadır. Aynı yaşlarda olan Mehmed ve Vlad, oyun çağının tüm masumiyetini birlikte yaşamaktadırlar. Mehmed avucunun içini kestiği bıçağı Vlad’a uzatır, o da aynı şeyi tekrarlar, sonra ellerini birleştirirler. Böylece kanlar birbirine karışır, çocuklar kan kardeşi olmuşlardır. Daha küçük yaşta olan bir çocuk, olanları gizlendiği çınar ağacının arkasından seyretmektedir. Her şeyi tüm çıplaklığıyla gören Radu, dehşete kapılmıştır. Oradan hızla uzaklaşırken Mehmed ve Vlad’ın kahkahaları, saray bahçesinde yankılanmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun fetih politikası II. Murad zamanında da devam eder. Romanya’nın güneyindeki Eflak ve Boğdan onun zamanında imparatorluk sınırlarına katılır. Eflak’ta görevlendirilen yerel vali “voyvoda”nın çocukları ise Osmanlı saraylarına götürülür. Osmanlı İmparatorluğu’na yapılacak en ufak bir ihanet ihtimaline karşı çocuklar hem rehine hem de müstakbel yöneticiler olarak değerlendirilir. İşte Vlad ve Radu, bu plan çerçevesinde saraya getirilirler. Vlad, Mehmed’in oyun arkadaşı olur. Şehzade Mehmed, kendisinden yalnızca bir yaş küçük olan Romen arkadaşıyla yıllar boyunca, omuz omuza sıkı bir eğitimden geçer. Zamanla arkadaşlıkları iyice derinleşecek olan iki çocuk, koşullar ne olursa olsun birbirlerine destek olacaklarına söz verirler. II. Murad ölünce II. Mehmed tahta oturur. Gelecekteki Fatih’in ilk icraatlarından birisi kan kardeşini Eflak voyvodalığına atamak olur. Böylece nam-ı diğer “Kazıklı Voyvoda” efsanesi başlar.
Fatih Sultan Mehmed ile Kazıklı Voyvoda’nın birbirlerine verdikleri büyük destek yıllar boyu sürer. Mehmed İstanbul’u aldığında Eflak’ta şenlikler düzenlenir. Her şey yolunda gitmektedir. Vlad, bölgeyi büyük bir başarıyla yönetmekte ve Osmanlı İmparatorluğu’na olan bağlılığını sürdürmektedir. Osmanlı sarayı da ona hizmetleri karşılığı hiçbir yöneticiye tanınmayan ölçüde özerklik sunar. Ancak Karpatlar’da esen sert bağımsızlık rüzgarları her şeyin değişmesine sebep olur. Bölge bağımsızlık hareketleriyle kaynamakta ve pek çok kişi Vlad’dan bu harekete önderlik yapmasını, babasına ait ejderha figürleriyle süslü kılıcı bir an önce beline takmasını beklemektedir. Büyük bir çelişki içine düşen Vlad, çözümü içki kadehlerinde aramaya başlar. İyice köşeye sıkışmıştır; bir yandan doğduğu toprakların akıbetine kafa yorarken öte yandan Mehmed’e verdiği sözü düşünmektedir. Ancak çok geçmeden, pek çok şeyi doğrudan değiştirecek bir karar verecektir. Böylece babasından kalan ve eski Romence’de “Şeytanın Oğlu” anlamına gelen Dracul adını alır. Artık kanlı Drakula efsanesi başlamıştır. İçtikçe kendisinden geçen Vlad, çevresindeki en ufak itaatsizliği bile affetmez. Emirlerine uymayanlara kendi elleriyle akıl almaz işkenceler yapar. Bölgedeki huzur yerini büyük bir kaosa bırakmaya başlar. Kendisine çok zalim bir eğlence bulan, emirlerine uymayanları kazığa oturtup bazen günlerce süren ölümlerini keyifle izleyen “Vlad Dracul” yeni bir isim almaya hazırlanmaktadır. Korku içinde, sokağa çıkmaya cesaret edemeyen yerel halk tarafından kendisine “Kazıklı Voyvoda” unvanı layık görülür. Şatosunun etrafını binlerce kazıkla çeviren voyvodanın, kurbanlarının kanını içtiği bile söylenmektedir.
Bu söylentiler İstanbul’a ulaşır. Fatih, kan kardeşinin sapkın davranışlarına inanmak istemese de olanları araştırması için Eflak’a bir heyet gönderir. Fakat voyvoda, Fatih’in elçilerini bile kazığa oturtur. Fatih aldığı yeni haberler nedeniyle öfkeden deliye dönmüştür. Vlad’a eski günlerin hatırına bir mektup yazar. Ona vahşet gösterilerine son vermesini emreder ve Osmanlı sarayına olan bağlılığını yinelemesini ister. Fakat Vlad, mektubu elinin tersiyle bir kenara iterek bağımsızlığını ilan ettiğini ve Osmanlı iradesini tanımadığını bildirir. Bunun üzerine Fatih ipleri koparır ve 1462 yılının baharında hazırladığı büyük bir orduyla Balkanlar’a doğru yola koyulur. Fatih, Vlad ve isyana destek olan tüm yerel yöneticileri ortadan kaldırmaya and içmiştir. Kılıç sesleriyle Eflak ve Boğdan içlerine kadar yürünür. Voyvoda, 900 metre yüksekliğe erişen sarp bir dağın zirvesinde kurulu Poeinari Kalesi’ne çekilmiştir. Birbirlerini çok iyi tanıyan kan kardeşler arasında büyük bir sinir harbi başlar ve kuşatma çok uzun sürer. Bu psikolojik savaşa dayanamayan Vlad’ın biricik karısı Elizabetha, kendini kalenin surlarından aşağıya bırakıverir.
Fatih ise, İstanbul’un güvenliğini tehlikeye atacak kadar uzun süre Balkanlar’da kalmıştır. Çok geçmeden, askerlerinin büyük bir bölümünü yanına alıp Romanya’dan ayrılır. Ancak ayrılırken çok güvendiği birini burada vali olarak bırakır. Kazıklı Voyvoda, Fatih’in yokluğundan yararlanıp büyük ölçüde gevşeyen kuşatmayı yarmayı başarır. Rumen köylülerin de yardımıyla Poeinari Kalesi’nden süzülen devrik voyvoda, atının nallarını ters çaktırarak düşmanlarını yanlış tarafa yönlendirir. Böylece Macaristan’ın Budin eyaletine ulaşır ve komşu ülkelerden sığınma talep eder. Vlad tam 14 yıl boyunca Macaristan’da sürgün hayatı yaşar, ancak aklı hâlâ Eflak’tadır.1476’da Macar Kralı ve Moldova Prensinin yardımıyla güçlenen voyvoda, Eflak’a döner ve mücadelesine kaldığı yerden devam ederek bir kez daha bağımsızlığını ilan eder.
Diğer tarafta II. Mehmed, Vlad’ın ihanetini hiçbir zaman aklından çıkarmamıştır. Son derece tehlikeli bu isyankarın attığı en ufak adım bile imparatorluk tarafından izlenmektedir. Eflak’taki yeni vali -Fatih’ten aldığı emir doğrultusunda- Vlad’ı yanındaki az sayıda destekçisiyle birlikte Transilvanya ormanlarında sıkıştırıp öldürür. Eski prensin başı sarayın isteği üzerine İstanbul’a getirilir ve kurbanlarına yaptığı gibi bir kazığa oturtularak İstanbul sokaklarında teşhir edilir.
Fatih, iki kez kazık yediği kan kardeşi Kazıklı Voyvoda’dan sonsuza dek intikamını almıştır. Vlad’ın başsız bedeni, Bükreş’teki Snagov Manastırı’na gömülür. Böylece kapanır.
Hikayenin başlangıcına dönecek olursak, hani Mehmed ve Vlad’ın kan kardeşi olma ritüeline gizlendiği yerden şahit olan küçük bir çocuk vardı; Vlad’ın kendisinden beş yaş küçük kardeşi Radu. O da tıpkı ağabeyi gibi Edirne Sarayı’nda iyi bir eğitim alarak büyüdü. Olağanüstü yakışıklı bir delikanlı olan Radu, Mehmed’in tahta geçmesiyle birlikte onun gözdelerinden biri oldu. Fatih Sultan Mehmed’in, Poeinari Kalesi’nden ayrılırken geride vali olarak bıraktığı da, Vlad’ı Transilvanya ormanlarında yakalayarak öldüren ve kesik başını Fatih’e yollayan da devrik voyvodanın kardeşi Radu’dan başkası değildi…”
“Kafasının bir kazık üzerinde İstanbul sokaklarında gezdirilişinden 477 yıl sonra, Drakula’nın görüntüsü İstanbul’da beyaz perdeye yansıyacaktır. 1953 yapımı “Drakula İstanbul’da” ilk Türk korku filmi. Yönetmeni Mehmet Muhtar. Beyaz perdenin ilk Kont Drakula’sı da oyuncu Atıf Kaptan.” (% Yüz İstanbul, % 100 İstanbul & Tarih Mekan Ve Sırlar – Erk Acarer – İnkılap Yayınevi, 2009, sf.207
Edirne Sarayı’nın merdivenlerinde iki çocuk yan yana oturmaktadır. Aynı yaşlarda olan Mehmed ve Vlad, oyun çağının tüm masumiyetini birlikte yaşamaktadırlar. Mehmed avucunun içini kestiği bıçağı Vlad’a uzatır, o da aynı şeyi tekrarlar, sonra ellerini birleştirirler. Böylece kanlar birbirine karışır, çocuklar kan kardeşi olmuşlardır. Daha küçük yaşta olan bir çocuk, olanları gizlendiği çınar ağacının arkasından seyretmektedir. Her şeyi tüm çıplaklığıyla gören Radu, dehşete kapılmıştır. Oradan hızla uzaklaşırken Mehmed ve Vlad’ın kahkahaları, saray bahçesinde yankılanmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun fetih politikası II. Murad zamanında da devam eder. Romanya’nın güneyindeki Eflak ve Boğdan onun zamanında imparatorluk sınırlarına katılır. Eflak’ta görevlendirilen yerel vali “voyvoda”nın çocukları ise Osmanlı saraylarına götürülür. Osmanlı İmparatorluğu’na yapılacak en ufak bir ihanet ihtimaline karşı çocuklar hem rehine hem de müstakbel yöneticiler olarak değerlendirilir. İşte Vlad ve Radu, bu plan çerçevesinde saraya getirilirler. Vlad, Mehmed’in oyun arkadaşı olur. Şehzade Mehmed, kendisinden yalnızca bir yaş küçük olan Romen arkadaşıyla yıllar boyunca, omuz omuza sıkı bir eğitimden geçer. Zamanla arkadaşlıkları iyice derinleşecek olan iki çocuk, koşullar ne olursa olsun birbirlerine destek olacaklarına söz verirler. II. Murad ölünce II. Mehmed tahta oturur. Gelecekteki Fatih’in ilk icraatlarından birisi kan kardeşini Eflak voyvodalığına atamak olur. Böylece nam-ı diğer “Kazıklı Voyvoda” efsanesi başlar.
Fatih Sultan Mehmed ile Kazıklı Voyvoda’nın birbirlerine verdikleri büyük destek yıllar boyu sürer. Mehmed İstanbul’u aldığında Eflak’ta şenlikler düzenlenir. Her şey yolunda gitmektedir. Vlad, bölgeyi büyük bir başarıyla yönetmekte ve Osmanlı İmparatorluğu’na olan bağlılığını sürdürmektedir. Osmanlı sarayı da ona hizmetleri karşılığı hiçbir yöneticiye tanınmayan ölçüde özerklik sunar. Ancak Karpatlar’da esen sert bağımsızlık rüzgarları her şeyin değişmesine sebep olur. Bölge bağımsızlık hareketleriyle kaynamakta ve pek çok kişi Vlad’dan bu harekete önderlik yapmasını, babasına ait ejderha figürleriyle süslü kılıcı bir an önce beline takmasını beklemektedir. Büyük bir çelişki içine düşen Vlad, çözümü içki kadehlerinde aramaya başlar. İyice köşeye sıkışmıştır; bir yandan doğduğu toprakların akıbetine kafa yorarken öte yandan Mehmed’e verdiği sözü düşünmektedir. Ancak çok geçmeden, pek çok şeyi doğrudan değiştirecek bir karar verecektir. Böylece babasından kalan ve eski Romence’de “Şeytanın Oğlu” anlamına gelen Dracul adını alır. Artık kanlı Drakula efsanesi başlamıştır. İçtikçe kendisinden geçen Vlad, çevresindeki en ufak itaatsizliği bile affetmez. Emirlerine uymayanlara kendi elleriyle akıl almaz işkenceler yapar. Bölgedeki huzur yerini büyük bir kaosa bırakmaya başlar. Kendisine çok zalim bir eğlence bulan, emirlerine uymayanları kazığa oturtup bazen günlerce süren ölümlerini keyifle izleyen “Vlad Dracul” yeni bir isim almaya hazırlanmaktadır. Korku içinde, sokağa çıkmaya cesaret edemeyen yerel halk tarafından kendisine “Kazıklı Voyvoda” unvanı layık görülür. Şatosunun etrafını binlerce kazıkla çeviren voyvodanın, kurbanlarının kanını içtiği bile söylenmektedir.
Bu söylentiler İstanbul’a ulaşır. Fatih, kan kardeşinin sapkın davranışlarına inanmak istemese de olanları araştırması için Eflak’a bir heyet gönderir. Fakat voyvoda, Fatih’in elçilerini bile kazığa oturtur. Fatih aldığı yeni haberler nedeniyle öfkeden deliye dönmüştür. Vlad’a eski günlerin hatırına bir mektup yazar. Ona vahşet gösterilerine son vermesini emreder ve Osmanlı sarayına olan bağlılığını yinelemesini ister. Fakat Vlad, mektubu elinin tersiyle bir kenara iterek bağımsızlığını ilan ettiğini ve Osmanlı iradesini tanımadığını bildirir. Bunun üzerine Fatih ipleri koparır ve 1462 yılının baharında hazırladığı büyük bir orduyla Balkanlar’a doğru yola koyulur. Fatih, Vlad ve isyana destek olan tüm yerel yöneticileri ortadan kaldırmaya and içmiştir. Kılıç sesleriyle Eflak ve Boğdan içlerine kadar yürünür. Voyvoda, 900 metre yüksekliğe erişen sarp bir dağın zirvesinde kurulu Poeinari Kalesi’ne çekilmiştir. Birbirlerini çok iyi tanıyan kan kardeşler arasında büyük bir sinir harbi başlar ve kuşatma çok uzun sürer. Bu psikolojik savaşa dayanamayan Vlad’ın biricik karısı Elizabetha, kendini kalenin surlarından aşağıya bırakıverir.
Fatih ise, İstanbul’un güvenliğini tehlikeye atacak kadar uzun süre Balkanlar’da kalmıştır. Çok geçmeden, askerlerinin büyük bir bölümünü yanına alıp Romanya’dan ayrılır. Ancak ayrılırken çok güvendiği birini burada vali olarak bırakır. Kazıklı Voyvoda, Fatih’in yokluğundan yararlanıp büyük ölçüde gevşeyen kuşatmayı yarmayı başarır. Rumen köylülerin de yardımıyla Poeinari Kalesi’nden süzülen devrik voyvoda, atının nallarını ters çaktırarak düşmanlarını yanlış tarafa yönlendirir. Böylece Macaristan’ın Budin eyaletine ulaşır ve komşu ülkelerden sığınma talep eder. Vlad tam 14 yıl boyunca Macaristan’da sürgün hayatı yaşar, ancak aklı hâlâ Eflak’tadır.1476’da Macar Kralı ve Moldova Prensinin yardımıyla güçlenen voyvoda, Eflak’a döner ve mücadelesine kaldığı yerden devam ederek bir kez daha bağımsızlığını ilan eder.
Diğer tarafta II. Mehmed, Vlad’ın ihanetini hiçbir zaman aklından çıkarmamıştır. Son derece tehlikeli bu isyankarın attığı en ufak adım bile imparatorluk tarafından izlenmektedir. Eflak’taki yeni vali -Fatih’ten aldığı emir doğrultusunda- Vlad’ı yanındaki az sayıda destekçisiyle birlikte Transilvanya ormanlarında sıkıştırıp öldürür. Eski prensin başı sarayın isteği üzerine İstanbul’a getirilir ve kurbanlarına yaptığı gibi bir kazığa oturtularak İstanbul sokaklarında teşhir edilir.
Fatih, iki kez kazık yediği kan kardeşi Kazıklı Voyvoda’dan sonsuza dek intikamını almıştır. Vlad’ın başsız bedeni, Bükreş’teki Snagov Manastırı’na gömülür. Böylece kapanır.
Hikayenin başlangıcına dönecek olursak, hani Mehmed ve Vlad’ın kan kardeşi olma ritüeline gizlendiği yerden şahit olan küçük bir çocuk vardı; Vlad’ın kendisinden beş yaş küçük kardeşi Radu. O da tıpkı ağabeyi gibi Edirne Sarayı’nda iyi bir eğitim alarak büyüdü. Olağanüstü yakışıklı bir delikanlı olan Radu, Mehmed’in tahta geçmesiyle birlikte onun gözdelerinden biri oldu. Fatih Sultan Mehmed’in, Poeinari Kalesi’nden ayrılırken geride vali olarak bıraktığı da, Vlad’ı Transilvanya ormanlarında yakalayarak öldüren ve kesik başını Fatih’e yollayan da devrik voyvodanın kardeşi Radu’dan başkası değildi…”
“Kafasının bir kazık üzerinde İstanbul sokaklarında gezdirilişinden 477 yıl sonra, Drakula’nın görüntüsü İstanbul’da beyaz perdeye yansıyacaktır. 1953 yapımı “Drakula İstanbul’da” ilk Türk korku filmi. Yönetmeni Mehmet Muhtar. Beyaz perdenin ilk Kont Drakula’sı da oyuncu Atıf Kaptan.” (% Yüz İstanbul, % 100 İstanbul & Tarih Mekan Ve Sırlar – Erk Acarer – İnkılap Yayınevi, 2009, sf.207
Ayşegül Kaya tarafındanNisan 17th, 2012 tarihinde yazıldı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder