3 Aralık 2014 Çarşamba

HİTLER'İ İKTİDARA GETİREN ADAM


HİTLER'İ İKTİDARA GETİREN ADAM;
 'BARON RUDOLF VON SEBOTTENDORFF'



''Biz Cermen ırkının tarikatıyız. Bizim Tanrımız, Walwater'dir.
Onun sembolü de kartaldır. Bugünden itibaren kartalı, kızıla boyuyoruz. Bu kızıl kartal, bize varolabilmek için, ölmemiz gerekeceğini bildirecektir.'' (Baron Rudolf von Sebottendorff, 1918)

Bektaşi ve mason olan bu adamın herkes 1945’te intihar ettiğini sanıyordu ama Türkiye’nin istihbarat teşkilatlarında ölümüyle ilgili dosyalar vardı. Aslında 1957’ye kadar yaşamış bir adam ve tam bir Nazi, Nazi partisinin de kurucusu. Hitler’in partisinin esas kurucularından biri. O zaman Hitler yok orada. Baron Rudolf von Sebottendorff diye bir adam! Bu adamın hazırladığı bir program çerçevesinde yürümüş işler, sonra Hitler’le bozuşuyor, sonra da casus oluyor. Gerçekte kendisi baron da değil. Bir elektrik teknisyeniyken İstanbul’daki bir baron Alman aile evlatlık ediniyor, bu şekilde baron oluyor...

İngiltere Dışişleri Bakanlığının, T.C. Devleti Dışişleri Bakanlığina yaptığı 07.08.1968 tarihli başvuru yazısında, Sebottendorff'un açık kimliği belirtildikten sonra aynen şu ibareye yer verilmişti: "(adı geçen kişinin) 1. Dünya Savasini izleyen yıllarda, Münih'te pek çok olaya karıştığı ve Nasyonal Sosyalist Partinin ilk öncüleri arasında yer aldığı..."

Bu yazı, İstanbul Valiliğine intikal ettirilmiş ve Valilik cevabi yazısında aynen şu açıklamayı yapmıştı:

"Almanya'da, Nasyonal Sosyalist Partisi'nin tesisinde, önemli rol oynamış tanınmış yazarlardan, 9.11.1875, Hoyersvverda doğumlu..."

Açıkça bellidir ki, İngiltere'de de, Türkiye'de de, 'Devlet' Baron
Rudolf von Sebottendorff' un Nasyonal Sosyalist Partisi' nin,
'ilk öncülerinden ve bu parti' nin tesisinde önemli rol oynamış'
bir kişi olduğunu bilmektedir. Belki de bu nedenle Sebottendorff, Türkiye' de korunmuş ve gizlenebilmiştir.

Hitler'in iktidara nasıl ve niçin getirildiğini ve onu iktidara taşıyanların gizli amaçlarını ve sırlarını en iyi bilen üç beş kişiden biri, Baron Rudolf von Sebottendorff ise diğeri de Rudolf Hess'di. İkincisi Sebottendorff'un isteğiyle Thule'ye alınmıştı. Özgün Thule Örgütü'nün hayatta kalabilen son üyesi de o oldu. 26.04.1894'de İskenderiye'de doğan Hess, 17.08.1987'de, hayatının son 42 yılını tecrit edilmiş olarak geçirdiği Spandau Hapishanesinde öldü.

Hess, ne hikmetse diğer birçok Nazi için gösterilen hoşgörüden ve aftan yararlandırılmayan tek Nazi'dir. Hiçbir zaman gazetecilerle görüşmesine izin verilmedi. Hess, birçok sırrı beraberinde mezara götürdü. Ancak ilginçtir ki, 1942 yılında, İngilizler'in eline geçince kendi serbest iradesiyle verdiği ifadeler, belgeler ve bilgiler, İngiliz hükümeti tarafından 75 yıl açıklanmaması kaydıyla arşivlerde saklandı Hess'le ilgili bu ilk ve özgün ifadeler çünkü Hess, kendi isteği ile İngiltere'ye gitmişti. İngiltere tarafından 2017 yılında açıklanabilir. Sadece açıklanabilir diyoruz, çünkü bu, hükümetin arzusuna kalmıştır. Gerekli görürse, bir 75 yıl daha açıklamayabilir...

Hess, hiç kuşkusuz Hitler'le ilgili gizli konularda Sebottendorff' dan daha fazlasına bizzat tanık olmuştu. Bu sırlar açıklandığı zaman hem Thule'nin hem Sebottendorff'un hem de Adolf Hitler'in tarihi yeniden yazılacaktır, bundan hiç kuşku yok.

Sebottendorff, gerçekten de tanınmış bir yazar mıydı?

Bu sorunun yanıtı evettir. Ancak Sebottendorff Türkiye'de değil, Almanya'da hem yazar hem de siyasetçi olarak tanınmıştı. Sebottendorff'un tümü Almanya'da basılmış, 14 kitabı vardı. Bunlardan ilki, 1913'te yayınlanan Türkçe-Almanca sözlüktü. Son kitabı ise, 1934'te yayınlanan ''Hitler Gelmeden Önce'' idi.

Sebottendorff'un, 1925'te yayınlanan Der Talisman des Rosenkreuzers adlı kitabı çok ilgi çekmişti. Ayrıca Mevlevi Dervişleri ile ilgili Beyaz Bayrak dergisinde yayınlanan bir incelemesi (1925); Türk masonluğu ile ilgili bir çalışması (1924); astrolojiyle ilgili ilk cildini 1923'te yayınladığı bir araştırması; Kabbalist Horoskop ve yıldız falları ile ilgili 1921-22'de yayınlanmış altı araştırması vardı. Bir de Ervvin Haller takma adıyla yazdığı ve kendisi tarafından satın alınmış olan Münchener Beobachter gazetesinde 31 Ağustos 1918-10 Mayıs 1919 tarihleri arasında tefrika edilmiş olan, ''Türkiye'de Bir Alman Tüccarı'' adlı kitabı vardı. Sebottendorff'un Türkçe yazdığı ve 1915'te İstanbul'da basılmış bir kitabı da vardı. Adı 'Alman Ermişi'ydi. Bir de Farsça kitap yazdığı biliniyor.

(NOT: Sebottendorff'la ilgili... 1988'de Adalet Bakanlığindaki Merkez Arşivi, Keçiören'deki bir binaya nakledilmişti. Nasıl olmuşsa (!) bu binayı su basmış ve tüm evraklar yitirilmişti. 1900-1945 yılları arasında, özellikle yabancılarla ilgili belge ve kayıtları su alıp götürmüştü. )

Sebottendorff ve Thule, 1. Dünya Savaşindan sonra, kaotik boşluk içine sürüklenen Almanya'ya, Okült kurallarına göre oluşturulmuş, yeni bir 'Din' getirmek, dolayısıyla, manen ve madden çökmüş olan Almanları 'gizli ilimler' aracılığıyla yeniden güçlü hale getirmek için, büyüler, sihirler ve muskalar hazırlamışlardı. Alman halkının yarısına yakını, Sosyalist, Sosyal Demokrat, liberal ve Komünist ideolojilere ilgi gösterirken, diğer yarısı geçmişteki Pagan (Putperest) inançlara bağlılık göstermekteydi. Thule ve Okültistler, 'Armanizm' adını verdikleri bu yeni Pagan dini sayesinde, Almanya'nın yeniden güçleneceğini öngörmüşlerdi. Bu öngörüleri gerçekleşti. Bu 'kehanetin' gerçekleştirilmesi için seçtikleri kişi hayatı inanılmayacak kadar karanlık, esrarengiz ve garip olaylar ve rastlantılarla dolu olan, Adolf Hitler'di.
Dünya Savaşinın cesaret madalyalı asosyal ve marjinal Onbaşısı, bu Okültistlerin öngördükleri Führer rolüne en uygun kişiydi. Ve Hitler de, onlardan öğrendiklerini uygulayarak dünyayı ateşe ve kana boğdu.

Sebottendorff, Adolf Hitler'in tarih sahnesine çıkmasında, 'Yol Açıcı' (VVegbereiter) olmuştu. 1919'da, Pan-Cermen hareketinin en önde gelen liderlerinden biri oydu. Almanya'daki, Pan-Cermen hareketi 1900'lü yılların başlarında o denli güçlenmişti ki, Kayzer 2. Wilhelm'in anılarında yazdığına göre, 1907'de, Amerika ve İngiltere, aralarında gizli bir anlaşma yaparak, bu hareketin daha gelişmesi ve yaygınlaşması halinde, bir bahane yaratarak, birlikte Almanya'ya saldırmayı kararlaştırmışlardı. Sebottendorff'un özel hayatı da, en az siyasi hayatı kadar dalgalı geçmişti. Bir kız kardeşi vardı. Adı, Dora Kunze'ydi. Bu kadın, ağabeyi ile birlikte, Voelkischer Beobachter gazetesinde ortak gözüküyordu. Hitler, 1920'de, kendisiyle temas kuran çok garip bir kadının, büyük bir silah deposunu (Arsenal) NSDAP'a vermek istediğini yazmıştı. Hitler, bu randevuya gitmiş ve kısa saçlı, sert bakışlı, insanda tedirginlik duygusu uyandırdığını söylediği bu kadınla, silahların alımı konusunu görüşmüştü. Hitler'le görüşmeyi yapan kadın, Anni Molz'du ve Sebottendorff'un bu kadınla bir ilişkisi olmuştu. Silahlar ise Sebottendorff tarafından, 1918'de, savaş biter bitmez Müttefik Ordularina teslim edilmeden önce toplanmış olan cephaneydi.

Sebottendorff, kadınlara düşkün bir adamdı. İlginçtir ki, Yahudi düşmanı olan Sebottendorff'un, Kathe Bierbaumer adlı Yahudi bir metresi vardı ve bu kadın da, tıpkı Aloys Hitler'in evinde olduğu gibi Sebottendorff'un eşiyle birlikte yaşadığı evde oturuyordu. Sebottendorff, ilk evliliğini Klara Voss ile 1905'te, ikincisini de 15 Temmuz 1915'te Viyana'da, dul bayan Bertha Anna Iffland ile yapmıştı. Iffland Ailesi 1750'den beri masondu ve opera binaları inşa ederek zengin olmuşlardı. Karısının serveti Sebottendorff'a geçti. Sonra mahkemelik oldular ve evlilik çöktü. Sebottendorff'un resmi kayıtlara geçmiş hiçbir çocuğu görülmemektedir. Sebottendorff'un İstanbul'da bazı zengin kadınlarla da gönül ilişkileri olmuştu. Bunlardan biri, Fatma K. adlı çok zengin bir duldu. Bakırköy'de çok güzel ve büyük bir konakta yaşıyordu ve 'Salihat-ı-Nisvan'a mensuptu.

Sebottendorff çoktan öldü. Ama onun kurduğu Thule, bugün binlerce 'mini Flitler' tarafından yaşatılıyor. Almanya'dan Amerika'ya ve Latin Amerika'ya kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada, Sebottendorff ve çevresinin, dünyanın başına musallat ettiği Adolf Hitler'e bağlı Neo-Naziler liderlerinin her doğum yıl dönümünde (20 Nisan) yeni cinayetler işliyorlar ve 4. Reich'ı kuracaklarını ilan ediyorlar.

Acaba, yeni 'Hitler' kim olacak?

Ama bu sorudan daha önemlisi, yeni Sebottendorff'ların kim olduklarıdır. Bu soru, eğer 1920'lerde sorulabilseydi, ne Adolf Hitler, ne 2. Dünya Savaşı, ne Holokost ne de milyonlarca genç insanın ölümü olurdu. Ne yazık ki, bu soru hiç sorulmamıştır. Tıpkı bir Okült özdeyişinde olduğu gibi:

"Doğru soruyu sorabilmek, cevabını bilmekten zordur."
Hazin olan da budur!
KAYNAK:http://t2174a.blogcu.com/

Hiç yorum yok: