16 Ağustos 2013 Cuma

Kuantum Hayaller

Kuantum Hayaller
Onun oğlu, bunun yavrusu muyum ya da şunun sevgilisi miyim, A firmasının kurucusu muyum, B dergisinin yazarı mıyım, C’nin bilmem nesi miyim? Mustafa Emin Palaz’ım değil mi? Yoksa o da mı değilim? İnsan mıyım?
İnsan da mı değilim aslında? Neyim, hayal miyim? Hayal demişken, hayalim ne?



Kuantum fiziği ile en sık alıntılanan tez; “suje, objeyi etkiler”!

Ne demek bu, kabaca anlatayım; detaylı bilgi isteyenler internette araştırabilirler.

Hazırlanan deney düzeneğinde, bir tabanca fırlatıcı görevi görüyor. Önünde bir plaka var ve plaka ile tabanca arasında da bir yarık var.

Tabancadan çıkan madde, yarığın arkasında bir adet iz oluşturuyor.

Benzer şey, elektron tabancasıyla yapılıyor ve fırlatılan elektronlar da bir küme oluşturuyor arkadaki plakada.
Mantıklı: Tek rota, tek sonuç!

Aynı şeyi çift yarıkla deniyorlar.
Tabanca rastgele yönlerde madde fırlatıyor ve önündeki plakada çift yarıktan iki iz çıkıyor doğal olarak.
Elektron tabancasında deneniyor çift yarık ve…
Birçok sayıda dalgalı kümeler oluşuyor! Mantıkdışı!
Neden olduğunu öğrenmek için özel bir takip sistemi kuruluyor deney düzeneğine. At koşularındaki fotofiniş kameraları gibi, tabancalardan çıkan parçacıkların güzergahları tespit edilecek.
Düzenekler hazır, fırlatmalar başlıyor, takip tamam. Peki sonuç?
Sadece 2 küme.
Bir önceki sefer elde edilen mantıkdışı sonuç şimdi normalleşti. Aradaki tek fark, bu kez takip sistemi vardı, o kadar.
Ama sanki elektron parçacıkları izlendiklerini anlayınca, sırlarını ifşa etmekten kaçınırmış gibi normal davranmaya başlıyordu. Dolayısıyla “gözleyen, gözleneni etkiler” sözü (süje, objeyi etkiler) doğdu.

(Eğer deneyle ilgili Dr Quantum ünvanlı Fred Alan Wolf’un hazırladığı videoyu izlemek isterseniz şu linke tıklayabilirsiniz. http://www.indirvideo.net/cift-yarik-deneyi-dr-quantum-329454.html)

Bu durumdan gözlemler, değerlendirmeler, geri bildirimler gibi konularda yararlanılıyor.



“Gözlem şekliniz, ele aldığınız davranışlar, olgular karşınızdaki kişiyi etkileyebileceği için, farklı açılardan da yaklaşın”





Bu sefer durum biraz değişti!

Az önce kız arkadaşımla farklı bir meditasyon deneyimledik. Bu esnada zihnimde bir şey belirdi: gözlemsiz şekildeyken plakaya dalga dalga yayılan elektronlar…

Dr Quantum ünvanlı, Profesör Fred Alan Wolf bile kuantum fiziğinin otoritesi olmasına rağmen, bu deneyi izah edemiyorken, ben hayata dair her şeyi anlamlandırmaya çalışıyorum.

Ha, baya başarılıyım anlamlandırmada ama…

“Mantığımı devreden çıkarmayı başarırsam, “Sıradışılık 2.0″ çözümler doğacak”
Ama belki de mantığımı devre dışı bırakabildiğim anlarda, mucizelere izin verebileceğim!



Bugüne kadar birçok mucizevi başarı yaratma imkanım oldu, beni tanıyanlar ve danışanlarım bilirler. Bunlar hep sıra dışı yollar sayesinde gerçekleşen, sadece dolaylı şekillerde mantığa uygun olan şeylerdi. Mesela kilo verirken, nükseden içhastalıklar üzerine çalışırken veya imkansızlaşmış projelerde sıra dışı çözümler yarattık.

Oysa şimdi, mantığı da devreden çıkarmayı başarırsam, “Sıradışılık 2.0″ çözümler doğacak diye hissediyorum.

Bu yazdıklarımın bir kısmını, birçok kişisel gelişim kitabında okumuş olabilirsiniz. Ancak sözlerim, kopyala yapıştır değil, bizzat idrak ettiğim deneyimlerden!

Bugüne kadar zihnimi aşırı geliştirmiştim. Rüyamda bile projeler yürütebilmek için teknikler geliştirdim. Fiziksel algı alanımı arttırdım, zekam gözle görülür artış sağladı… O sebeple psikologların çözemediği vakaları çözebilme ukalalığına sahibim ya da kriz yumağı projeler için kapım çalınıyor ve yönetim kurulları tüm nazımı çekiyorlar…

Şimdi ise zihnimden sıyrılma vakti! Zihin düzleminden sıyıran tekniklere ihtiyacım var.
Hayalini yaşa!

Tanrılar Okulu isimli kült kitabın esas yazarı (piyasada bilinen Stefano D’anna yazarın kardeşidir), kitaptaki Dreamer karakterinin kendisi Elio D’anna, beni yeni kurulacak European Schools of Economics Istanbul Üniversitesi’nde eğitmenliğe davet etmiş, ama öncesinde bir öğütte bulunmuştu: “hayalini yaşa!.”

İhtiyacım olan tek şey, hayal kurmak!

Şimdi hatırladım: Yıllar önce ünlü bir kariyer koçuna “hayal kuramıyorum” diye mesaj atmıştım. O da yardımcı olmuştu sağolsun.

Siz hayal kurabiliyor musunuz? Çevremde çok çok çok az insan var hayal kurabilen.

Ev, mülk, arabalar, iş…

Kimisi huzur, mutluluk falan hayal ediyor.

Peki bu hayaller ne derece görünür? Görmezseniz o hayaller nasıl süreçlerini başlatacak?

Bir yoga hocam demişti “Hangi baba, dondurma isteyen çocuğuna taş verir?”

Taş almak istemiyorsak bu hayattan, dondurmayı daha gerçek şekilde hayal etmeliyiz.

Huzur denince ne anlıyorsunuz? Mutluluk nasıl bir şey? 35 metrekare de bir ev sayılabilir, sizi tatmin ediyor mu?

Secret’çıların anlattığı “iste, olsun” mantığına inanmıyorum. Ama olmaz da demiyorum. İnce bir ayarı var bence.

Edimsizlik, bildiğim en üst mertebedir, hareketsizce yaratabilmek. Bunun için de pişmek gerek. Bu pişme sürecindeyse 3 şey var, hayal etmek, hak etmek ve inanmak.

Ama inanç derken “neden olmasın canım, hayalime inanıyorum” inancı değil. Hücrelerinizde bile titreşimi görmekten bahsediyorum. Sonrasında zaten ya motivasyonunuz doğar ve o hayal için adımlar atarsınız ya da yukarılardan gelmesini beklersiniz, size kalmış.

Size ufak bir anımı anlatayım.

Az önce bahsettiğim Tanrılar Okulu kitabını okurken, anlatılan öyküleri kendi hayatımda tek tek deneyimledim. İmkansız bir talebim gerçekleşti, birçok uçuk hedefim gerçekleşti, ölümsüzlük oruçlarım oldu… O günlerde işsizdim ve iş konusunda 3 şart koştum kendime: yürüme mesafesinde bir iş, her gün yeni bir şey öğrenebileceğim bir iş ve şu aralıkta maaşı olan bir iş.

O günlerde de para derdinde olmadığım için talep ettiğim maaş aralığımın taban tutarı kadar kazanıyordum. 35 dakikalık yürüme mesafesindeydi işyerim ve orada sorumlu olduğum server bilgisayar ve diğer teknolojik makinalarla orada tanışmıştım.

Her gün yepyeni şeyler öğreniyordum hem de yepyeni çözümler üretiyordum, maliyet düşürücü, sistem güçlendirici vs…

Rakiplerimiz bile arayıp telefonda destek alıyorlardı benden.

Bir gün işe giderken yürüdüğüm patikayı beğenmez oldum ve “değişse, güzelleşse” dedim sadece. Ertesi gün bir palet briket, 3 belediye işçisi ve bir traktör kepçe, patikayı güzelleştiriyorlardı.

O günkü saklı onurumu tahmin bile edemezsiniz. Gizli, çünkü kimseye anlatamazdım, nasıl anlatayım!

Ama o gün, ofiste karşımda oturan kıza gözüm ilişti. Çok sevimli bir kızdı, sevimli de bir sevgilisi vardı. Çok da yakışıyorlardı bunlar ve ben sevgilisi olan kızlara bakmam. Ancak işte güç, egoyu doğurdu. “X’i istiyorum” diye geçti aklımdan.

Daha önce hiç dışarıda buluşmamıza rağmen, o gün mesai çıkışında kahve içiyorduk ve ertesi günse kız beni zorla öpüyordu.

Korktum! “Bende böyle bir nefis varken, böyle bir güç bana fazla” dedim, zararlıydım zannımca. Böylece hem gücüm kayboldu hem de inancım…

Görülen o ki geçen zamanda bu inanca, ‘hak ettiğim bilinci‘ne ihtiyacım tekrar doğdu.

Çünkü öğretilerin de gösterdiği üzere, özüm her şeye layık!

O hâlde kim olduğumu, özümde ne olduğumu hatırlamam ve idrak etmem gerekli.
Sahi! Kimim ben?



Yarattığım mucizevi çözümler miyim? Onun oğlu, bunun yavrusu muyum ya da şunun sevgilisi miyim? A firmasının kurucusu muyum? B dergisinin yazarı mıyım? C’nin bilmem nesi miyim?
Mustafa Emin Palaz’ım değil mi? Yoksa o da mı değilim? İnsan mıyım?
İnsan da mı değilim aslında? Neyim? Hayal miyim?

Olduğum şey nasıl bir şey?
Neden burada?
Nereye ulaşacak?
Hayali ne, hayalim ne?
Bu hayal için yaşamayı göze alabilir miyim?

Ey sevgili okur, ya senin hayalin ne?
kaynak:http://indigodergisi.com/ yazar:Mustafa Emin Palaz

Edward Snowden

Dünyanın Kulak İltihabı: Edward Snowden Olayı
Şeffaf ve demokratik olmaktan uzak bir dünyada yaşamaktayız. Watergate Skandalı’nda ilişkisi olduğunu kabul eden Nixon istifa ederken, günümüz ABD Başkanı Obama dinlemelerin, işgallerin, komploların ortaya çıkmasına terörist saldırı gözüyle bakmakta, kumpasın ortaya çıkmasını sağlayan Julian Assange’yi, Edward Snowden’i vatan hainliği ve şeytanlık ile suçlamaktadır.



John Le Carre’nin romanlarında okuduğumuz kahramanlardan birinin gerçek dünyadaki yansıması Edward Snowden…

Moskova’nın Şeremetyevo Havaalanı’nda ‘Araf’ta beklerken cesaretin gururunu mu yoksa kurban olmanın pişmanlığını mı yaşıyordu? Bir an için kendimizi Snowden’in yerine koyalım ve neler hissettiğini anlamaya çalışalım, bu gezegendeki tek yalnız insanın yerine koyalım! Büyük projelerin küçük çalışanı olduğumuzu biliyorduk tabi ki, ama maaşımızın kabarık olmasını, kendimize ait evimizi, arabamızı ve çok sevdiğimiz aşkımızı, yaptığımız işe borçlu olduğumuzun da bilincindeydik. Yalanlardan kazandığımızı yine yalanlara harcarken rahatsız olamayacağımızın ayırdına varmamıza neden olan olgu neydi peki? Trafikte yanan kırmızı ışık artık yeşile dönse de yola devam edemeyecektik, iki farklı dünyada kişiliğimizin parçalanması rahatsız etmişti bir kere; sahnelenen oyunun yazarlarını bilmek, repliklerini düzenlemek, insanların özelinden öğrendiklerimizle kumpaslar kurmak ve bunları normal kabul etmek günahımız olmuştu.

Moskova’daki Şeremetyevo Havaalanı’nda kendimizi ait hissedebileceğimiz hiçbir bayrak, ülke, kent ve aile yok; rötar yapmış bir hayatın gelmesini bekliyoruz günlerdir. Macera filmlerinin salgıladığı adrenalin bizi takip eden dünya halkları tükettiğinden, kahraman ya da hain ilan edilmemizin önemi yok; belki de sadece mutlak bir son dikkatlerini tekrar üzerimize çekebilir. Müebbet hapis veya idam, kahramanlığın anayasası bunu gerektiriyor ne de olsa.

Okyanusun ötesindeki ‘Süper Güç‘dünyayı propaganda ve silahla kontrol edemez duruma geldiğini, gücünün etkisini yitirmeye başladığını anladığında ‘İstihbarat Projeleri’ni devreye sokmuştur; Amerika Kıtası’nda kendi arka bahçesinde gerçekleşen devrimler, Arap Baharı’nın istediği sonuçları vermemesi, uyanan halklar… Ülkeleri istila ederek kendi rotasına getirme riskini göze almayarak örtülü savaşları, teröre sponsor olmayı, iktidar veya muhalefet için seçimleri yönlendirmeyi kullanabilmesi için, çoğunluğu taşeron olan büyük bir istihbarat birimini devreye sokmuştur.

1974 ve 2013 dönemi iki farklı Amerika’yı karşılaştırmakta yarar var.

Yahoo, Google, Facebook gibi farklı internet kuruluşlarının kullanıcı bilgileri NSA’nın (Amerika Ulusal Güvenlik Bürosu) geliştirdiği bir yazılımla ele geçirilmiş ve takibe alınmıştır. Edward Snowden, The Guardian gazetesine bu raporları sızdırmış olmasına rağmen, hükümet tarafından vatan haini, medyanın ise kişisel politik eylemci göstermesinden dolayı ‘Çizgi Roman Kahramanı‘na dönüşmüştür. Kitle takip sistemlerinin ortaya çıkmasından sonra, NSA’nın Başkanı Orgeneral Keith Alexander, kongrede bir komisyona uygulanan programla ilgili bilgi vermiştir. İnternet kartelleri, Obama yönetiminden, kendilerinden istihbarat dairelerine kullanıcı bilgilerini teslim etmesini isteyen federal mahkeme emirlerini yayınlamasına izin vermesini talep ederek, giz olan eylemlerin açığa çıkarılmasını istemişlerdir. Başkan Obama, bu istihbarat sistemlerinin Amerikan halkının değil, terörist saldırılarından korkulan yabancıları kontrol altında tutmak için kullanıldığını açıklamasına rağmen, medya daha sonra asıl amacınAB ile ABD‘nin yapmayı planladığı trilyon dolarla ifade edilen ticari anlaşmanın takibi olduğunu ortaya çıkarmıştır.

17 Haziran 1972′de beş hırsız, Watergate iş merkezine girmeye çalışırken polis tarafından yakalanır. Watergate’deki bu büro, muhalefetteki Demokrat Parti‘nin merkezidir. Soruşturmanın sonucunda, amacın hırsızlık olmadığı, Demokrat Parti’nin telefonlarının dinlenebilmesi için mikrofon yerleştirmek ve hırsızların da Cumhuriyetçi Parti ile bağlantılı ajanlar olduğu ortaya çıkar. Amerikan Başkanı Richard Nixon, sorumluluğun ve ajanlarla bağlantılı politikacıların deşifre edilmesi için Adalet Bakanı Elliot Richardson’ı görevlendirir. Bakan, Archibal Cox isimli savcıyı soruşturmaya atar. Savcı, Başkan’ın tüm konuşmalarının kayıt altına alındığını öğrenir ve bu kasetlerin kendine teslimini talep eder, Nixon bu isteği reddederek, Bakan’ından Savcı’nın görevden alınmasını kesin bir şekilde emreder. Bu noktadan sonra yaşanılanlar tam bir demokrasi örneğidir: Adalet Bakanı Elliot Richardson, görevden alınacağını bile bile Savcısını görevden çekmez. Kamuoyunun ve medyanın baskısıyla Nixon 8 Ağustos 1974′te istifasını verir.

1972- 1974 yıllarında ABD’de gelişen ve Başkan Nixon’ın istifasıyla sonuçlanan Watergate Skandalı’nı anımsatan Edward Snowden olayı, günümüz siyasetçilerinin ilkesizliğini, dünya halklarının da tepkisizliğini gözler önüne sermiştir.


Amerikan istihbaratının temel özelliği şantaj üzerine mi kurulmuştur?

ABD’nin kendi belirlediği güzargahın dışına çıkan ülkelerde ekonomik kriz, askeri darbe, ayrılıkçı ayaklanmalar gibi senaryoları devreye sokmaktan çekinmediğini biliyoruz: ‘Ya bendensin ya düşmanımsın‘ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, ‘Dünyada her ülke, kendi güvenlikleri için farklı çalışmalar yapar. Bu hiçbir ülke için garip değildir‘derken uygulanan projelerin savunmasını da yapmaktadır. Der Spiegel ABD’deki AB Temsilciliklerine bilgi toplamak için böcekler, iletişim kablolarına bağlanan özel donanımlar ve antenler gibi cihazların yerleştirildiğini ortaya çıkartırken, Süper Güç siyasetçilerinin kamuoyuna bunun normal uygulamalar olduğunun bilgisini vermesini ve tepkisizliğin nedenini anlamak da güç görünmektedir ki, Avrupa’da en çok Alman’ların NSA tarafından dinlenildiğini İstihbarat Servisleri Uzmanı Jim Bamford tarafından açıklanmıştır, en az 500 hedefin telefon konuşmaları, e-posta yazışmaları, sms’leri takip edilirken, Alman yetkililerin ‘Dostların dinlenilmesi kabul edilemez‘tepkisizliğini vermesi de anlamlıdır.

ABD’nin bu büyük takibi gerçekleştirmek için yüzlerce taşeron şirket kullandığını Snowden’in açıklamasına rağmen dünya, derin uykusundan uyanmak ve araftaki bu kahramanın gerçekliğini algılamak istememekte ısrarcıdır. İstihbaratı yapan bu taşeron şirketlerin, kime hizmet ettiğinin bilinmesi ve tepkisizliğin nedeni korku olabilir mi? Bu korkunun vardığı nokta bireyselliği aşmış, ülkelerin politikası durumuna gelmiştir, sonuçta Süper Güç’ün kölesi olan yöneticiler o ne derse yapmak zorunda kalmışlardır. Örneğin: Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales’in Moskova’dan bir toplantıdan gelirken, uçağının Viyana’ya ABD’nin talimatı ile indirilmesi ve bağımsız bir ülkenin devlet başkanının 11 saat rehin tutulması olayını nasıl açıklayabiliriz? Edward Snowden’in uçakta olma olasılığı, verilen talimat doğrultusunda Fransa, İspanya, İtalya gibi ülkelere hava sahalarını kapattırmıştır. ABD’nin sözünü geçiremediği kim varsa terör suçlusudur.

Suya sabuna dokunmayan tepkilerin bile cesaret olarak algılandığı zamanlarda yaşıyoruz. Dünya üzerine yayılmış bu istihbarat kaynaklı taşeron şirketlerin sadece ABD’ye hizmet verdiğini düşünmek fazla saflık olur. Görev yaptıkları ülkelerdeki siyasetçilere bu hizmeti verdiklerini yaşadıklarımızdan biliyoruz, görebiliyoruz. Yapılan dinlemelerin, çekilen görüntülerin medyaya servis edilmesi, tehlikeli görülen insanların bilgisayarlarına sakıncalı dosyaların gönderilmesi ve tüm bunların oluşturulan iddianamelere delil olarak girmesi ve yargının bunu kabul etmesi… Taşeron İstihbaratçıları’nın görev tanımının ne kadar geniş olduğunu kanıtlamaktadır.

Şeffaf ve demokratik olmaktan uzak bir dünyada yaşamaktayız. Watergate Skandalı’nda ilişkisi olduğunu kabul eden Nixon istifa ederken, günümüz ABD Başkanı Obama dinlemelerin, işgallerin, komploların ortaya çıkmasına terörist saldırı gözüyle bakmakta, kumpasın ortaya çıkmasını sağlayan Julian Assange’yi, Edward Snowden’i vatan hainliği ve şeytanlık ile suçlamaktadır.

Araf’ta bekleyen, ‘Çarmıh’ını tek başına yüklenip Golgotha Tepesi’ne insanlığın günahları ile yürüyen yalnız bir İsa değil, mücadelesini görmezden gelip, onu yalnızlaştıran günümüz dünyasının tepkisiz halklarıdır.
kaynak: http://indigodergisi.com/YAZAR: Bayram SARI.

Narsist Kişilik Bozukluğu




Narsist Kişilik Bozukluğu
‘’Görünüş itibariyle narsist kişiler genellikle kibirli, üstten bakan, kendinibeğenmiş, soğuk, mesafeli, başkalarının görüşlerini önemsemeyen bir izlenim verir (Kernberg, 1975). Diğer insanlara kıyasla özel ve üstün biri olduklarını düşünürler. Bakıldığında bu kişiler ciddi bir davranış bozukluğu göstermeyebilirler, hatta bazıları sosyal ve mesleki olarak oldukça başarılıdırlar.’’



Birincil Narsizm
Psikoanalitik Kuram‘ın kurucusu Sigmund Freud için kişilik, beş farklı dönemden geçerek gelişir. Ona göre narsizm dış dünyadan soyutlanan libidonun egoya yönlendirilmesiyken, hayata gözlerine yeni açmış olan bebekler için daha farklıdır. Bebekler dış dünya ile ilişki kuramadığından bebeklik döneminde gerçek bir narsisizm durumu içindedirler. Libido henüz dış dünyaya yönlendirilmemiştir. Bebeğin, nesneleri ‘ben olmayan nesneler‘ olarak algılaması aylar aldığından; ‘Ben’ ve ‘Ben olmayan’ arasında bir ayrım yapması da imkânsızdır. Bebek için tek gerçek kendisidir. Acıkması, susaması, üşümesi bebek için tek gerçekliktir. Bu durum ‘birincil narsisizm’ olarak adlandırılır.
İkincil Narsizm


Lakin bebekler büyüdükçe dış dünya ile olan ilişkileri artar ve dış dünya kurallarını öğrenmeye başlar. Artık libidolarını nesnelere yönlendirir; nesne sevgisi ve giderek nesnel düşünceleri ağırlık kazanır. İnsan her ne kadar libidosuna nesne bulabilse de mutlaka göreceli bir ölçüde narsisist kalır. Bu durum da ‘ikincil narsisizm’ olarak tanımlanmıştır.


Bakıldığında narsisizm insan için yaşamını sürdürebilmesi açısından bir ölçüde gereklidir. Bazı durumlarda; kişinin narsisizmi toplum için, hatta kendi akıl sağlığı için makul oranlarda değilse; kişi akıl hastalıklarıyla bile karşılaşabilir. Öyle ki bazı psikiyatrik rahatsızlıklarda narsisizmin etkileri görülebilmektedir.


Bu iki tanımla beraber son günlerde yaşanan sosyo-politik olaylar bilinçaltımı harekete geçirmiş olacak ki aklıma birden siyaset kurumunu getirdi.


Acaba bizi yönetenler Narsizmin neresindeydiler?


Narsizmi; kişinin kendine tapması, kaba tabirle kişinin benliğine âşık olması olarak biliyordum. Kısa bir süre benliğimi ve ‘Narsizm’i sorgulamam, bu tanımı beynimde ne kadar hafife aldığımı hatırlattı kendime. Birçok farklı tanımı ve kullanımı olan Narsizmin kişilik bozukluğuna dönüştüğünde, ne kadar zararlı hale dönüşebileceğini de yeni fark etmiştim. Özellikle de bizi yönetenler için…


Narsizm çeşitleri arasında en dikkat çekeni, Mısır Firavunları, diktatörler gibi çok güçlü kişilerde bulunan türüydü. Geçtiğimiz günlerde ülkemizde yaşanan Gezi Parkı Eylemleriniiyi irdelemek lazım.


Ne yazık ki en tepede bulunan devleti yönetenlerden, en küçük kurum olan aileye kadar etrafımızdaki birçok kişiyi içine alıyordu bu tür. Böylesi insanlar kendilerini yeryüzü tanrıları gibi hissetseler de çoğu kez zannedilenin aksine kendini seven değil, kendinden nefret eden kişilerdir. Bilinç dışında kendini değersiz, eksik, kusurlu ve küçük görürken tüm savunmaları nefret ettiği özbenliğini bastırmak ve hayranlık elde etme yoluyla temel nesne nezdinde kendini sevilebilir hale getirmeye yönelik tasarlamışlardır. Ancak bu durumda benlikleri değerini yükseltebilir ve dolayısıyla kendilerini iyi hissedebilirlerdi. Tek bir sözleriyle yaşam ya da ölüm gibi önemli doğa olaylarına bile karar verebilecek cesarete sahiptirler. En büyük korkuları; güçlerini kaybetmeleri ve ölümdür. Bu kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine de gereken ilgiyi gösteremezler. Güçlerinin ve şehvetlerinin bir sınırı yokmuş gibi davranmaya çalışırlar, kendilerini başkalarının yerine koyamaz ve başkalarını anlayamazlar. Sanki her şey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun her şeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir düşüncesindedirler. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa varlıkları mümkündür, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir.


İşte narsist kişilik bozukluğu olan kişiler gerçekle bağdaşmayan, başkalarının zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun olarak hareket ettiklerinden, maddi veya manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında öfkelerine hakim olamazlar, saldırganlaşırlar, hatta ağır psikopatik tablolara girerler. Bu da yetmezmiş gibi etraflarındaki herkesin kendisine düşman olduğunu zannederler. Dış dünya ‘ben’ olmadığı için, narsist kişi dış dünyayı anlayamaz, algılayamaz ve bu durum korku yaratır, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı buz gibi erirler. Başkalarının hakkına saygı göstermezler ve gerçeklerle bağdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek koyduğu hedefi, gerekli emeği vermemiş dahi olsa hak etmiş sayarak en önde, en gözde ve tek olmayı başarı sayarlar.


Bilinmeli ki bu kişilerin rahatsızlığını fark etmesi imkânsız denebilecek kadar zordur. Çünkü onlar hep haklıdır.

kaynak:Yazar: Anıl Talat Eryontuk indigo dergisi

91 yaşında ‘metalcilerin efendisi’ olacak


91 yaşında ‘metalcilerin efendisi’ olacak


Yüzüklerin Efendisi’nde Saruman karakterini canlandıran 91 yaşındaki Christopher Lee, heavy metal türünde bir solo albüm çıkarıyor.


kaynak:
PINAR HİÇDURMAZ / pinar.hicdurmaz@aksam.com.tr

Christopher Lee, bugüne kadar ‘Frankenstein’da Dracula, ‘Star Wars’ta Kont Dooku ve ‘Yüzüklerin Efendisi’nde kötü sihirbaz Saruman’ı canlandırdı.Bu kez ünlü aktörün karanlık yüzü, çok farklı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Lee, heavy metal parçalardan bir albüm çıkarıyor.
İngiliz aktörün, daha önce yayınlanan üç albümü daha var, ancak onlar farklı türlerde. Bir önceki albümü ‘Charlemagne: Kılıç ve Haç’ta senfonik metal türünde müzik yapmayı tercih eden aktör, ilk kez tamamen heavy metal parçalardan oluşan bir albümle karşımıza çıkacak. ‘Charlemagne: The Omens of Death’ adlı albüm, aynı zamanda aktörün doğum günü de olan 27 Mayıs günü yani yarın piyasaya çıkacak. Bu albüm, aktörün bir nevi kendi kendine verdiği doğum günü hediyesi...
Albümde yer alan parçaların adlarına baktığımızda, Lee’nin rol aldığı fantastik filmlere ve fantastik edebiyata olan hayranlığını da görebilirsiniz. The Devil’s Advocate (Şeytanın Avukatı),ve The Ultimate Sacrifice (Son Kurban) albümdeki şarkılardan bazıları.



Albümün düzenlemelerini heavy metal grubu Judas Priest’in gitaristi Richie Faulkner yapmış.
Daha önce hem aktör, hem müzisyen olarak kariyerlerine devam eden Hugh Laurie, Steve Martin, Jack Black, Zooey Deschanel gibi isimlerin varlığına rağmen, Lee ilk heavy metalci aktör oluyor böylece…
Bu arada son bir not, İngiliz aktör Lee, Daha önce heavy metal gruplarının sıkça şarkılarına konu ettiği ‘Wicker Man-Lanetli Adam’ ve ‘The Man With The Golden Gun-Altın Tabancalı Adam’ gibi filmlerin de kadrosunda yer alıyordu.

15 Ağustos 2013 Perşembe

Kaçırılan Türk pilotlar'da şok gelişme!



Kaçırılan Türk pilotlar'da şok gelişme!
Lübnan'da kaçırılan Türk pilotların kurtarılmasına yönelik çalışmalar devam ediyor.

AA muhabirinin güvenlik kaynaklarından aldığı bilgiye göre, başkent Beyrut'ta Türk pilotların kaçırılmasına ilişkin soruşturma, "kaçırma operasyonunun nasıl gerçekleştiği" etrafında şekillendi.

Zanlıların telefon görüşmelerini belirli bir yerde gerçekleştirmediğinin tespit edildiği, bu nedenle pilotların profesyonel bir grup tarafından kaçırıldığının düşünüldüğünü aktaran kaynaklar, Lübnangüvenlik güçlerinin "kaçırma operasyonunu düzenleyen kişilerin peşinde" olduğu kaydedildi.


Gözaltına alınan 5 kişinin sorgusunda kaçırma operasyonuna ilişkin önemli bilgilere ulaşıldığını belirten kaynaklar, gözaltına alınanların serbest bırakılıp bırakılmayacağının 48 saat içinde belli olacağını ifade etti.

Türk pilotların kaçırılması soruşturmasında Suriye'de rehin tutulan Lübnanlılardan Cemil Salih'in kayınbiraderi Muhammed Salih'in sorgusunda verdiği isimler doğrultusunda dün 4 kişi gözaltına alınmıştı.

Lübnan'da 9 Ağustos'ta, İstanbul-Beyrut seferini yapan THY personelini havalimanından otele götüren servis aracını durduran silahlı kişiler, Türk pilot Murat Akpınar ile yardımcısı Murat Ağca'yı kaçırmıştı. Eylemin sorumluluğunu "İmam Rıza'nın Ziyaretçileri" adlı bir grup üstlenmiş ve grup adına yapılan açıklamada, Türk pilotların, Suriye'de rehin tutulan 9 Lübnanlı karşılığında serbest bırakılabileceği belirtilmişti.

Mısır'dan 'Büyükelçi' hamlesi!



Mısır'dan 'Büyükelçi' hamlesi!
Mısır, Ankara Büyükelçisi Abdurrahman Salahaddin'i Kahire'ye çağırdı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Salahaddin'in "Son dönemdeki gelişmeleri görüşmek için" Kahire'ye çağırıldığı belirtildi.

Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı da istişarede bulunmak üzere Ankara'ya çağırılmıştı.

FİLLER TEPİŞİYOR, MISIR HALKI ÖLÜYOR! (BANU AVAR)


FİLLER TEPİŞİYOR, MISIR HALKI ÖLÜYOR!

EL BARADEY'İ 'ULUSALCI' İLÂN EDENLER!


Bugün emperyalizmin farklı kanatları arasında seçim yapanlar, Mursi ile El Baradey arasında kaldılar.

İki farklı sırtlan grubu Mısır'da tepişiyor. Birileri saf seçiyor!

Mısır'da Millî İrade'nin adı bile geçmiyor. Bu 'testere politikası! Mısır'da nüfus azaltılıyor!

"Wikileaks Devrimi" Tunus ve Mısır'da sahneye kondu.

Bazı aklı evveller bunları ‘kendiliğinden halk hareketi’ olarak adlandırdı.

Oysa Mısır ve Tunus’ta halk liderleri olarak ortaya fırlayanlar, çokuluslu sermaye gruplarının uşaklarıydı.

Tahrir Meydanı'nda emperyalizme karşı tek slogan görülmemişti.

Pazar paylaşımı için yeni bir düzen gerekliydi...

Sosyal paylaşım ağlarıyla harekete geçirilen aydınlar ve onları izleyen aç ve yoksul halk sokaklara döküldü, darbe tetiklendi.

Tetikçilerden biri Rockefeller'in Mursi'sine karşı yapılan darbenin geçici başbakan'ı EL BARADEY'di.

Rockefeller grubuna rakip Rothschild grubunun adamıydı.

El Baradey, 2011'de önce ortaya sürülmüş sonra 'demlenmeye' çekilmişti.

Şimdi de öyle oldu. Geçici Başbakan, ardından generallerin danışmanı oldu. Şimdi yine 'demlenmeye' alındı.

Birileri CFR'nin El Baradey'ini bugünlerde 'ulusalcı' ilân ediyor!

(...)

Yazmıştık tekrar edelim:

El Baradey Rothschild’in kurduğu uluslararası kriz grubundadır.

Tahrir olaylarında sahnedeydi ve Mısır cumhurbaşkanlığı için adaydı.

Aynı grupta Obama’nın akıl hocası Brzezinski ve Soros da vardır.

Bu adamlar Rothschild’in cephedeki adamlarıydı.

Sokaklarda tetiklenen eylemlerini Ahmet Maher ve Vail Gonim gibi Google memurları yürütmekteydi…

Sokaklarda sırtlarında OTPOR gömleğiyle dolaşmış, OTPOR bayrağı sallamışlardı...

OTPOR, Yugoslavya’yı bölen süreci tetikleyen Soroscu örgütün adıdır.

O gün bugün, dünyanın her yerine ‘darbe imalatı’ yapmaktadır.

Ahmet Maher, Mısır’daki Wiki Darbesi'nin hemen ardından soluğu İstanbul’da Bilgi Üniversitesi konferans salonunda almıştı…

İşte The New York Times’ın 13 şubat 2011 tarihli yazısı:

“A Tunisian-Egyptian link that shook Arab history”

‘Mısır’da halkı örgütleyenlerden biri Ahmed Maher, ve arkadaşları halk devrimleri konusunda eğitilmişlerdi! Yugoslavya’da Miloseviç’i deviren ünlü OTPOR örgütünden ilham alıyorlardı. Arkalarında merkezi Katar’da olan bir okul vardı. Adı ‘Değişim Akademisi! ’

(Academy of Change).

Değişim Akademisi!

Küresel slogan ‘değişim’di.

Çeşitli ülkelerden aktivistlere ‘kendi ülkelerindeki liderleri nasıl devireceklerini’ öğretmekteydi!

Tunus ve Mısır’daki hareket, Değişim Akademisi öğrencilerince yönlendirilmişti.

Soros’un Katar’da kurduğu bu okul, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya ‘lider’ yetiştirmekteydi.

"6 Nisan Hareketi" de aynı çevreyle ilişkiliydi.

Soros onlara taktik ve strateji vermekteydi…

Google Kuzey Afrika pazarlama müdürü Vail Gonim ilk kıvılcımı atanlardandı.

Sonra dışardan fonlanan sendikalar kervana katılmıştı.

Yıllardır aç ve işsiz bırakılmış canından bezmiş Mısır halkı da doğal olarak sokaklardaydı…

Amerika'nın Sesi / Voice of America ‘Mısır’da aktivistler özgürlük için KİFAYA (yeter) ve 6 Nisan Hareketi etrafında birleşmişlerdir.’ demişti.

Vail Gonim, Mısır’da Mübarek ülkeyi terkettiğinde ‘Şimdilik işim bitti!’ diye beyanat verdi.

E, ne de olsa bu bir şirket göreviydi.

Basında Ahmet Maher’in yeni parti kurmak için işe giriştiği haberleri yeraldı...

Partisine ‘özgürlük’ yada ‘elitler’ adını seçecekti…

Mısır karıştıktan az sonra Maher, İstanbul’da boy gösterdi...

Genç Siviller'e demokrasi darbeleri için yol haritası çizecekti.

Kifaya, Otpor, Kmara, Pora!

Soros'un küresel ‘devrim’ ekipleri!

Ya da darbe imalat merkezleriydi!

Bu yolla iki RAKİP SERMAYE GRUBU iktidarları değiştiriyor, ordu bağlı olduğu grup için darbe yapıyor, TANTAVİ Mursi'ye Cumhurbaşkanlığı koltuğunu açıyor, El Sisi, El Baradey'i iktidara taşıdı. Şimdi Mursi'nin ağababaları ortalığı karıştırdı, rakip çetenin gözbebeği El Baradey bir kez daha kenara çekildi!

Rakiplerin piyonları sahne ışıkları altında sırayla yeralırken Mısır halkı filler sırtlanlar çakallar arasında eziliyor, sürünüyor, ölüyor!

Banu AVAR, 15 Ağustos 2013
banuavar@superonline.com

#Ünal İNANÇ:


Ünal İNANÇ: 
"Mahkeme 19 yıl 1 ay hapsime karar verdi. Bana suç bilimci olarak bakarlar. En büyük handikabım şu: Bu Ergenekon örgütüne ben rüyamda mı katılmışım? Yargılamanın ilk günü diğer örgütdaşlarımdan öğrenirim diyordum. Bir de baktım ki herkes benim gibi. Kimse bu örgütü de üyesi olduğunu da bilmiyordu. Ben Güvenlik ve Yargı Muhabirleri Derneği’nin kurucusuyum ve yıllardan beri başkanlığını yapıyorum. Adalete güvenim sonsuzdur. Her ne kadar ben bir türlü ne olduğumu ve neden ceza aldığımı anlayamadıysam da hâkimlerden daha iyi bilecek halim yok. Yaş 75, prostat kanseriyim. Hastalığım ilerlemiş durumda ve tedavisi de na mümkün. Bel fıtığım var, kalkamıyorum. Evden kapı dışarı çıkamıyorum. Ne olduğunu öğrenemeden 19 yıl 1 ay aldım. Ama yüce adaletten daha mı iyi bileceğim? Yassıada duruşmalarına gittim, sıkıyönetim mahkemelerini izledim. Yassıada Mahkemesi Başkanı Salim Başol’la ahbaplık yaptım. 50 yıllık gazeteciliğim boyunca böyle mahkeme, böyle yargılama görmedim. Salona izleyici alınmamasına ise hayatım boyunca hiç rastlamadım. İleri demokrasi sayesinde adalet sistemimizde inkişaf var. Yüce yargıçlar karar açıklandıktan sonra birilerine inme iner, bayılırlar, kalp krizi geçirirler diye önlem olarak bu tedbiri almıştır herhalde.”

#Obama'dan katliam açıklaması


Obama'dan katliam açıklaması
ABD Başkanı Barack Obama, Mısır'da göstericilerin katledilmesinin ardından bu ülkeyle her yıl yaptıkları askeri tatbikatı iptal etti.
Son güncelleme: 15 Ağustos 2013 18:10 Mynet haber bugün 6.881.341 defa, bu haber 36.751 defa okundu.



ABD Başkanı Barack Obama, Mısır'da dün 525 kişinin öldürüldüğü katliamla ilgili ilk kez konuştu. Obama, önümüzdeki ay Mısır'la yapmayı planladıkları ortak askeri tatbikatı iptal ettiklerini açıkladı. Obama, ABD'nin sivillere yönelik şiddeti de sert şekilde kınadığını belirtti.


Dünkü katliam sonrası ilk kez konuşan ABD Başkanı Barack Obama, Mısır'la on yıllara dayanan bir ittifaka sahip olduklarını söyledi. Obama, ABD'nin Mısır güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddet olaylarını kınadığını söyledi.


ABD Başkanı Barack Obama, Mısır'la önümüzdeki ay yapmayı planladıkları askeri tatbikatı iptal ettiklerini açıkladı. ABD ve Mısır iki yılda bir ortak askeri tatbikat düzenliyordu.

'BARIŞÇIL GÖSTERİLERİ DESTEKLİYORUZ'

"ABD, Mısır geçici hükümeti ve güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddeti sert bir şekilde kınar" diyen Obama, "Sivillere uygulanan şiddetten derin üzüntü duyuyor ve barışçıl gösterileri destekliyoruz" dedi.

'HİÇBİR SİYASİ PARTİNİN YANINDA DEĞİLİZ'

Ülkesinin Mısır'ın geleceğini belirleyemeyeceğini vurgulayan Obama, "Mısır'da hiçbir siyasi partinin yanında yer almıyoruz" açıklamasını da yaptı.

Mısırlı yetkililere, evrensel insan haklarına saygı göstermesi çağrısında bulunan ABD Başkanı Obama, ABD'nin gerekli adımları atmak için Mısır'la ilişkilerini yeniden gözden geçireceğini belirtti.

OBAMA 'DARBE' DEMEMİŞTİ

Mısır'da 3 Temmuz'da ordunun Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'yi görevden uzaklaştırması sonrasında ABD'nin Mısır ordusuna yıllık yaptığı 1.5 milyar dolarlık yardım gündeme gelmişti.

ABD Başkanı Barack Obama, Mursi'nin devrilmesini darbe olarak nitelendirmemişti. Obama, Mısır ordusuna yapılan 1.5 milyar dolarlık yardımın kesilmemesi için bilinçli bir şekilde "darbe" sözcüğünü kullanmamıştı.

Mısır'da dün güvenlik güçlerinin darbe karşıtlarına müdahalesi sonrası Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada "Mısır'da olağanüstü hal ilan edilmesine şiddetle karşıyız" denilmişti.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de, tarafları şiddetten uzak durmaya çağırmış ve "Siyasi çözüm hala mümkün" demişti.

Kaynak: http://www.mynet.com/

#‘Türkiye sınırı aştı’


‘Türkiye sınırı aştı’
Mısır hükümeti protesto gösterileriyle ilgi açıklamaları nedeniyle Türkiye'yi içişlerine karışmakla suçlayıp, 'sınırı aştığı' değerlendirmesinde bulundu.
Mısır hükümeti polisin protestoculara karşı tutumunu savundu. Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, kan dökülmesinden üzüntü duyulduğu ancak hükümetin polisten hukuku sağlamasını talep etmekten başka seçeneği kalmadığı ifade edildi.

Kahire hükümeti, bazı ülkelerin dile getirdiği endişe ve eleştirileri anlayışla karşıladığını kaydetti ancak 'Ankara ve Doha'nın sert tepkisine' karşı çıktı. Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında 'Türkiye'nin iç işlerine karışma sınırını aştığı” belirtildi.


Katar'ın eleştirisi de uygunsuz olarak nitelendirildi ve Katar hükümetinin birkaç gün önce Mısırlı İslamcıların geri adım atmasını bizzat sağlamaya çalıştığı ama başarılı olamadığı kaydedildi.

Türkiye Mısır'daki olayları 'katliam' olarak nitelendirerek BM Güvenlik Konseyi'ni harekete geçmeye çağırmıştı.
Kaynak:
© Deutsche Welle Türkçe

#Ali İsmail soruşturmasında flaş gelişme


Ali İsmail soruşturmasında flaş gelişme
Taksim Gezi Parkı eylemleri sırasında hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz'ın zanlılarından biri daha tutuklandı.
Son güncelleme: 15 Ağustos 2013 17:56 Mynet haber bugün 6.881.341 defa, bu haber 12.222 defa okundu.



ESKİŞEHİR (İHA) - Eskişehir'’deki Gezi Parkı eylemleri sırasında dövülerek ağır yaralanan ve tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz’in ölümüyle ilgili aranan 5’'inci zanlı da yakalanarak tutuklandı. 3 Haziran tarihindeki gösteriler sırasında darp edilen Ali İsmail Korkmaz, tedavi gördüğü Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 38 gün sonra hayatını kaybetmişti. Olayın ardından başlatılan soruşturma ve inceleme sonucu silindiği ortaya çıkan görüntülerin kurtarılması sonucu kimlikleri belirlenen biri polis 4 zanlı yakalanmış ve çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanmıştı. Yapılan açıklamada da belirtilen ve kimliği belirlenmeye çalışılan 5’inci zanlının da yakalandığı ve dün çıkarıldığı adli merciler tarafından tutuklandığı öğrenildi.

AĞABEYİ SOSYAL PAYLAŞIM SİTESİ ÜZERİNDEN AÇIKLADI


Ali İsmail'in ağabeyi Gürkan Korkmaz, bir sosyal paylaşım sitesi üzerinden kardeşinin ölümüne neden olduğu iddia edilen 5’inci kişinin yakalanarak tutuklandığını açıkladı. Korkmaz, sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden yayımladığı mesajında, ‘‘Ali İsmail'in aranan beşinci faili yakalandı ve tutuklandı. Önceden tutuklanan biri polis 4 kişinintutuklamaya itirazı reddedildi’’ ifadelerine yer verdi. Geçen hafta Korkmaz’ın failleri olarak gözaltına alındıktan sonra tutuklanan biri polis 4 kişi tutuklanma kararına itirazda bulunmuştu. İlgili mahkeme heyetinin tutuklu faillerin itirazlarını reddettiği öğrenildi.
kaynak:mynet haber

14 Ağustos 2013 Çarşamba

İLKER BAŞBUĞ



İLKER BAŞBUĞ

Emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ise heyete şunları söyledi: 'Dava ortaya çıktığında tek ayaklıydı, darbeyi gerçekleştirecek ordu içinde birileri gerekiyordu. Askerleri de davaya ekleyerek Ergenekon örgütüne askeri bir kanat eklemeye çalıştılar. Başbakan'ın 'olur' ve Cumhurbaşkanı'nın onayı ile atandım. Özellikle son iki yıl sürekli beraber çalıştık. Kararla birlikte, Başbakan'ın atadığı bir Genelkurmay Karargahının Başbakanı yıkmaya çalıştığı iddia edilmiştir. Bu kararla Türk Silahlı Kuvvetleri bir terör örgütü olarak gösterilmiştir. Hükümeti devirmekle suçlanan karargahın beyni burada, ama hükümeti yıkma sürecine bazı komutanlıklar katılmıyor. Bu nasıl bir örgütse, neredeyse Genelkurmay karargahının hepsi bu terör örgütüne üye. Bazıları yönetici. Yöneticiler, hükümeti devirmeye çalışmaktan müebbet hapis cezası alıyor, terör örgütünün üyesi bazı komutanlar hükümeti devirme suçuna katılmıyor. Bu nasıl bir örgütse, bazıları örgüte üye ama hükümeti yıkmak istemiyor. Bazıları istiyor. Böyle suçlama, böyle ceza olur mu? Kararla, 'Başbakan, öyle bir adamı atamıştır ki hem Genelkurmay Başkanlığını yürütmüş hem de bir terör örgütünün yöneticiliğini yapmıştır' denmektedir. Bu durumun bin yıllık devlet geleneğine sahip Türkiye Cumhuriyeti'ne çok ağır bir hakarettir. Karar için söyleyecek sözüm yok. Böyle bir dava sebebiyle yargılanmak ve bu suçlamaların muhatabı olmak bile benim için cezaların en büyüğüdür. Kendimle ile ilgili kararı metanetle karşıladım ve oturarak dinledim. Osman Yıldırım'a verilen tahliye kararı sonrası ayağa kalkıp, alkışladım ve salonu terkettim. Ergenekon terör örgütünü eli kanlı bir terör örgütü olarak silah kullanan bir örgüt olarak ortaya çıkarmak için Danıştay davası kullanılmıştır. Osman Yıldırım'ın bu konuyla ilgili özel görevli olduğunu söylemiştir. Özel Yetkili bir mahkemenin hakkında müebbet verdiği bir şahıs başka bir özel yetkili mahkeme tarafından tahliye ediliyor, bunu hukuk ile hiçbir alakası yoktur. Danıştay saldırısı, Ergenekon örgütünün silah ve terör ile ilişkilendirilmesi amacıyla kullanılıp, bu şekilde örgütünün tamamlanıyor.
Genelkurmay başkanını terör örgütü yöneticisi tüm karargahı terörist ilan edenlere soruyorum. Bu utanç, İlker Başbuğ'un mu, onu atayan Başbakan'ın mı ve yapılan bu hakaret bana mı yoksa Türkiye Cumhuriyeti'ne mi? Burada Başbakan'a sorulacak hiç mi soru yok? Beni atayan Başbakan'dır, ataya ataya bir teröristi Genelkurmay başkanı olarak atamıştır. Kendi atadığı karargahın tamamı terörist, altı tanesi müebbetlik. Mahkemede son sözlerim sorumadı, verilebilecek en büyük cezanın idama eşdeğer bir ceza verilmesine rağmen 4 satırlık bir açıklama yapıldı. Bir gün gelir, bana sorulanlar Başbakan'a sorulabilir. Karardan bir gece önce de bir gece sonra da rahat rahat uyudum. Ama bu kararı verenlerin, rahat uyuyabildikleri düşünmüyorum. Mahkeme başkanının kararı okumaya başladığında, ses tonunu duydunuz mu? Sesi titriyordu. Bir süre sonra, okumaya devam edemedi. Bu nasıl bir davada olduğumuzu, durumun ciddiyetini ve herkesin bu davadaki, tarihi sorumluluk ve rolünü ortaya koyuyor. Mahkeme başkanı, 'Kararı ayakta dinleyeceksiniz' dedi. Birkaç kişi kalktı, sonra onlar da oturdu. Bu mahkeme bir Genelkurmay başkanını yargılayamaz. Onun yeri eğer yargılanacaksa Yüce Divan'dır. Bunun tüm hukuk otoriteleri söylüyor. Bu yüzden bu mahkemede savunma yapmadım. Böyle bir suçlama sebebiyle yargılanıyor olmak benim için cezaların en büyüğüdür. Beni yargılayamayacak olan bir mahkemenin karşısında savunma yapmam da kararın karşısında ayağa kalkmam da düşünülemez. Kararın kendisi ile ilgilenmiyorum. Ancak bu yargılama bana, Genelkurmay başkanına, Türk Ordusuna, Türkiye Cumhuriyeti devletine hakarettir, bunu kabul etmiyorum. Hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü koruyamadan, devletin ve ülkenin geleceğini koruyamaz sınız.'
İLKER BAŞBUĞ