30 Aralık 2011 Cuma
MUTLU YILLAR...
2011 yılı acılarımızla, sevinçlerimizle geride kalacak. 2012 daha fazla umut, daha fazla sevinç, daha fazla mutluluk getirsin. Yaşamında güzel yıllar, mutlu yarınlar, gerçek dostluklar hep seninle olsun. Yeni yılın sana ve tüm sevdiklerine sağlık, mutluluk, neşe, başarı, bolca para, sevgi ve huzur getirmesini dilerim. Mutlu Yıllar !!
28 Aralık 2011 Çarşamba
ve keşan müftümüz işi çözdü
14 Aralık 2011 Çarşamba
Charles DİCKENS / Zor Zamanlar
Fabrikaların ve yüksek bacaların kentiydi, bu bacalardan her zaman yılan gibi kıvrıla kıvrıla dumanlar yükseliyor, birbirine dolanıyor ve hiç çözülmüyorlardı. Kapkara bir kanalı, kötü kokan, mor renkte akan bir nehri, gün boyu pencerelerinden bir yığın gürültünün yayıldığı fabrika binaları, melankolik bir filin gün boyu başını sallaması gibi sürekli inip kalkan buhar pistonları vardı. Birbirine benzeyen büyüklü küçüklü caddelerinde birbirine benzeyen insanlar yaşardı. Bu insanlar evlerine aynı saatte girip çıkar, aynı kaldırımda yürür, aynı işi yapardı. Her gün, dün olduğu gibi yarın olacağı gibi hep aynıydı.
13 Aralık 2011 Salı
Foton Kuşağı
Foton Kuşağının 1961 yıllında uzaydaki bir takım uydular tarafından dünyaya uzaklığı tahmini 400 ışık yılı olarak keşfedildiği söylenmektedir.jose Comas Sola adlı astronomun yaptığı çalışmalar ve ortaya koyduğu verlilerde,Güneşimizin de yörüngesinde bulunduğu Pleiades takım yıldızı yörüngesinde birçok yıldız bulunduğu ve bu yıldızlarında herbirinin kendi gezegenlerinin güneşi olduğu idda edildi.Güneşin bu sistem hareketini 24bin yılda tamamladığı ve bu 24bin yılın 10bin yılının tamamen karanlık 2bin yılının da foton kuşağı etkisinde geçirileceği söyleniyor.2012 yılı da içinde bulunduğumuz çağın sona erip 2bin yıllık Foton Çağına giriş olarak ön görülüyor.Yapılan hesaplamalar sonucunda Böyle bir dönemin dünyanın oluşumundan bu yana bir kez geçirilmiş olması gerekmektedir.Bilim adamları bundan önceki Foton Çağının Atlantis döneminde geçirildiği tahmin etmekteler.Atlantis M.Ö 9bin li yıllarda Batı Avrupadan Afrikaya kadar birçok yeri fetheden,Atinaya fetihe çıkılacağı sırada bir gecede sulara gömülerek yok olan efsanevi bir uygarlık ve büyük bir Kıt’a.Bugün gerçek olup olmadığı konusundaki görüşler farklılık arzetmekte ve varlığını gösteren
birçok delil de bulunmaktadır..Atlantisin Foton kuşağını yaşayıp yaşamadığı ise matematiksel hesapların o tarihleri göstermesinden dolayı ortaya atılan tahminlerden ibaret,bir bulgu veya net bir bilgi yok.
Foton kuşağının dünyayamıza ulaşmasından sonraki beklentiler,ortaya atılan veriler ise çok ilginç.
Elektrik,elektronik hiçbir sistemin çalışmayacağı beş günlük karanlık evre,ve bu karanlık evrede uzaydaki tanımlanamayan cisimlerin dünyamıza yoğun bir şekilde ineceği,canlı hücrelerinin mutasyon geçirmesi sonucu,canlılarda fiziksel ve ruhsal değişmeler ve daha birçok şey…Bütün bunlar
bilim çevreleri tarafından, foton kuşağının 3 elementinden ilki olan ‘Null Zone’ Sıfır bölgesi ismini verdikleri elementin etkisi.Bu elementin elektromanyetik tüm kuvvetleri etkisiz bıraktığı ve canlıların bilinç altında önemli değişiklikler yaptığı iddiaa ediliyor.
Dünya bu elemente yaklaştıkça Tüm molekküllerin uyarılacağı ve atomların bozunarak insan,hayvan ve bitki türlerinde büyük değişmelerin olacağı beklenmekte.
Bu değişimler sonucunda insan vücüdünda bulunan yedi çakra açılacak ve gelişecek.(Cakra insan vücudunda var olan biyolojik enerjinin yani hücresel enrjilerin bağlantı noktaları.) Kendi düşünebilen beyin bir başkasının düşüncelerini de görebilecek.Tabi bu başlangıçta bir cinayet sebebi olabilir gibi görünsede,insanlık aynı fikir ve düşünce birliğinde toplanıp, yalanın ve kötülüğün olmadığı,önyargının bulunmadığı bir çağa girilecek.2 sarmaldan oluşan insan DNA sının 12 sarmallı bir DNA ya dönüşmesi de söz konusu ve bunun sonucunda insanlıkta hiçbir hastalık kalmayacak,hasta olan bir insan eğer isterse iyileşecek veya bir yakını onu iyileştirebilecek.Fani dünyanın belkide tek gerçeği olan ölüm olayı ise insanın bu alemden farklı bir aleme geçmek istemesi sonucunda, yani insanın kendi isteğiyle gerçekleşecek.Bu şekilde başka bir boyuta geçmek isteyenlerin ortadan bir anda kaybolduğu gözlenecek ve bunun adı ölüm olacak.
İnsanoğlu 2000 yıl sürecek bu Foton çağında yaşadıktan sonra,Foton kuşağı güneş sistemimizi terkedecek…
Bütün bu ortaya atılanlar insanın bir yandan hoşuna giderken bir yandan da hadi ordan dedirtir cinsten.Her ne olursa artık zaman gösterecek biz şimdilik Dördüncü boyutu ZAMAN’ı yaşayalım ve bunu iyi değerlendirelim.Gün gelir belki 5.Boyuta ulaşırız.
Kaynak:fotonkusagi.com
14 Kasım 2011 Pazartesi
-----SÜRTÜK-----
SÜRTÜK------
Son iki yada 3 yıldan beri oğlumla birlikte eşime karşı yürüttüğümüz pendik sahildeki evimizden çıkıp tuzla sahilde bahçeli bir eve çıkma savaşını kaybetmiş ve sonunda tuzlada bahçe içinde şirin iki katlı yeni evimize taşınmıştık.
Yerleşmemizin ilk haftasından sonra oğlum ve ben evimizi eşimden çok daha kısa bir sürede benimsemiş ; yıllardır sanki içimizdeki özlem duyduğumuz bir yaşantı boyutuna geçmiş gibiydik.Ben sabahları sandalımla balığa çıkıyor , öğleden sonra küçük bahçemdeki çiçeklerimle oynaşıyor ve keyifli dakikalar geçiriyordum.Taşınmamız yaz ortasına denk geldiğinden bahçeden çok zevk almaya başlamıştım.Ve günün her saatini ufacık bahçenin ayrı ayrı yerlerinde farklı şekillerde değerlendirmeye çalışıyorduk.Kah dut ağacının altında öğlen yemeği , kah dış kapının yanındaki asmanın altında ikindi çayı akşamlarıda evin kapısındaki ufacık alanımızda uzayan akşam yemekleri ve çay sohbetleri.
Artık elimden geldiğince bahçemi bakımlı hale getirmeye çalışıyor her gün azar azar yeni çiçekler ekiyor ufak bahçe süsleri ile ufacık bahçemde büyük zevkler almaya çalışıyordum.15 günde bir hayli değişim gerçekleştirmiştim.45 yaşında kendime ait , her şeyiyle benim tasarrufumda olan özerk 35-40 metre kare kadar bir alanım vardı ve ben bir botanik bahçesi sorumlusu bahçevan edasıyle elimde eldivenler ciddi ve titiz bir biçimde işimi zevk alarak yapıyordum.
Ta ki o gece pendikteki bir ahpabımın çay davetinden dönene kadar.Saat biraz geç olmuştu bahçe demir kapısından içeri girdiğimizde dut ağacının altıda olağan dışı bir kıpırdanma olduğunu fark ettik.Ben dut ağacının altına kirpi gelebileceğini öteden beri bildiğimden öyle zannettim.Eşim eve girip bahçe ışığını açana kadar.
İşte temmuz ayının sıcak yaz gecesinde SÜRTÜK ile ilk gözgöze gelmemiz böyle oldu.Her ikimizde ürkmüştük .SÜRTÜK bizden hem çekiniyor korkuyor hemde dik durmaya güçlü görünmeye çalışıyordu.Birbirimizden ilk negatif elektriği orada almıştık.Bunu oda hissetmişti bende.SÜRTÜK her ne kadar bitkin ve bitab bir halde olsada içgüdüsel olarak simsiyah tüyleri gecenin karanlığında parlayan gri sinli gözleriyle bizi ürkütmeye çalışıyordu.Çünki yanında yatan 4 tane kırçıllı gri siyah daha üzerleri kanlı , doğum suyundan ıslak yapışkan açılmamış gözleri ile çirkin yavrularını dış bir etkenden korumak zorundaydı.
O yavrularını korumak zorundaydı fakat bende uzun bir süredir zahmet verdiğim , sakındığım sardunyalarımı , begonyalarımı vs. korumalıydım.Oysa ilk andan beri SÜRTÜK ve 4yavrusu 2 harika begonyamı ve 1 sardunyamı doğum esnasında parçalamışlardı bile.Ben söylenirken oda bana bakıp çekip gitmemi söylercesine hırlıyor ve ön patisiyle bizi uzaklaştırmaya çalışıyordu.
Eşim yeni doğum yapmış bu anneyi daha fazla rahatsız etmememiz ve onu yanlız bırakmamız fikrine beni ikna edince eve girdik.
Geç yatmamızdan ve sıcak havanın rehavetinden olsa gerek sabah 10.00 civarı ancak uyanabildik.Ben gece yaşanan olayı unutmuş olmanın rahatlığı ile eşim kahvaltıyı bahçeye hazırlaması için kapıyı açmamla akşamki kabusla yüz yüze geldim.Simsiyah hırlayan çirkin şaşı bir sokak kedisi ve 4 yavrusu.Patileriyle beni korkutmaya çalışırken bir yandanda yavrularını korumaya alan çirkin sokak kedisi.
Onun hırlamasıyle bir anda bende kendiiçgüdüsel davranışım gereği onu kovalamaya çalıştım.Eşim dur yapma günahtır diyene kadar SÜRTÜK can havliyle ayağa kalkıp kaçmaya çalıştıki ne görelim.SÜRTÜK ün doğumdan kaynaklı olsa gerek arka 2 patisi tutmuyor , onların üzerine basamıyor.Ön 2 patisi ile sürünerek kaçmaya çalışıyor, ama nafile.Hadi buyrun bir kediye dünya üzerinde en son acıyabilecek varlığından bile rahatsız olan been bu hayvana acıyormuyum.Acaba yaşlanıyormuyum diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi ama öyle değilmiş.Her ne olursa olsun karşımda daha bir kaç saat önce doğmuş 4 yavru daha dünyaya gözlerini bile açamamış 4 çirkin sokak kedisi yavrusu.Ve onları dünyaya getirmeye çalışırken neredeyse sakat kalmış ve onları korumak için mücadele eden muhtaç bir anne , sokak kedisi;;; SÜRTÜK...
SÜRTÜK e çiçeklerimi mahfettiği halde ilk vicdanlı bakışımdı bu herhalde.Onun bu halde dolaşıp yemek bulamayacağı ihtimali aklımıza gelince eşim ve ben ona süt ve ekmekten mama yaparak beslemeye başladık.Süt kabı maması suyu derken yavrular ayaklanana kadar besleme kararı aldık.Tam bu kararı almıştıkki olayı duyan akraba eş ve dostlarımız aman dediler sakın.Bir kez alıştırırsanız kesinlikle bir daha bahçeden ayıramazsınız.Yavruları anne yokken hemen hemen uzak bir yere bırakmamızı salık verdiler.Koku yapacaklarını, bit pire olabileceğini falan derken aşırı rahatsız olacağımız fikrine bizi ikna etmeye çalışıyorlardı.
İlk gün ikna olmuş gibiydik, SÜRTÜK yavruların yanından ilk ayrıldığında onları bir koliye koyup uzak bir alana bırakmaya karar vermiştikki yavrular gözlerini açmaya ve yavaş yavaş hareketlenmeye başlamışlardı.Aynı anneleri gibi 2 ön patileri ile sürünerek birbirlerinin üzerlerinden geçmeye ve annelerinin memelerini bulmaya çalışmaları ve oynaşmaları bize zevk vermeye başlamıştı.Ve sonunda kimsenin söylediklerine ikna olmamış yavrular yürüyebşlene kadar onlara bakmaya kara vermiştik.Tabikii anne yani SÜRTÜK te yürüyebilmeliydiki onları ayıralım.
Ama biz kabusların bundan sonra başlayacağından bihaber almışız bu kararı.İlk SÜRTÜK düzeldi ve seke seke yürümeye ve yine alıştığı gibi balık restaurantlarının arka bahçelerindeki ziyafet sofrası çöp bidonlarına kısa aralıklarla gidip gelmeye başladı.Artık SÜRTÜK ü beslemek zorunda kalmıyorduk , oda yavrularını yeterince emzirebildiğinden sorun yok gibi gözüküyordu.
Amaaaaaaaaa......Küçük yavrular ayaklanmaya başladılar ve kabus başladı...................
Oyun oynadıklarını sanan 4 tipsiz , çirkin bahçede ne kadar begonya varsa hepsini perişan etmeyi başardılar.Benim bu yaşa kadar tek özerk olduğum kara parçasını , toprağımı işgal etmekle kalmamışlar
egemenliğimi bitirmenin onlara verdiği zevkle karşımda zıplayıp duruyorlardı.
Neyse ayaklandıkları için bir yandanda seviniyordum.Onlardan en kısa sürede kurtulacağım için seviniyordum.Artık neredeyse 1 aylık olmuşlar kendi kendi kendilerine yürüyebiliyor , annelerini emebiliyor ve hatta benim bahçemi bilinçli olarak mahfedebiliyorlardı.Karar alındı ve yarın sabah onları uzak bir alana bırakma palnı yapıldı.
Sabah mahalle bakkalımız Mustafa dan boş bir koli isterken yan villada oturan Fatma teyzem , ki kendisi olaydan haberdar olup evindede kedi besleyen Fatma teyzem beni ikna çabalarına başladı.Yuva yıkanın yuvası yıkılır oğlum, annelerinden ayırma günah derken biz kedileri fatma teyze nin bakımına bırakmaya kara aldık. Kendi isteğiyle tabiiki.
Kabus sona ermişti . SÜRTÜK ve yavruları artık benim bahçemden çıkarılmıştı.O akşam bahçemde yeniden zevkle yemeğimi yeken ertesi gün yapacağım peysaj çalışmamla ilgili fikirler kuruyordum.Sabah erkenden seraya gidecek ve yeni begonyalar alacak petunyalar sardunyalarla bahçemi tekrar düzenleyecek ve toprağımın hakimi ben olacaktım.
Öğleden sonra tüm bahçe çalışmalarını bitirmenin hazzıyle eşimle birlikte yeni begonyalarıma karşı kahvelerimizi yudumladık.Gece boyunca oğlum eşim ve ben çay sohbeti yaparken bahçemi izliyor ve grurla yaptıklarımı oğluma anlatıyordum.Daha eksiklerim olduğunu süs çamları vs ler alıp ekmeyi düşündüğümü onların fikirlerini konuşurken vakit bir hayli geç olmuştu ve uyumak için evimize girdik.
Sabahın ilk ışıkları ile bahçemin yeni halini seyrederek çayımı yudumlamayı hayal ederken uyuya kalmışım.Sabah eşimin hem söylenerek hemde sinirden gülerek ''seni SÜRTÜK seni'' bağırışı ile uyandığımda bir şeylerin ters gittiği belliydi.Yüzümü dahi yıkamadan merdivenleri 2 şer 2 şer inerek bahçeye fırladım. SÜRTÜK ve yavruları bahçemdeydiler ve orta yerde yeni yaptığım funda toprağından yükseltiyi eşelemiş ihtiyaclarını gidermiş ve tabiiki begonyaları mahvetmişlerdi.Artık kedileri neden sevmediğimi daha iyi anlıyordum. Hortumu takıp onları kovalamaya çalıştım. Neyse ki sudan çekinip gitmişlerdi . Bizde eşimle bu son olur herhalde yeniliğe geliyorlar biz onları beslemediğimiz için bir daha gelmezler deyip birbirimizi avutuyorduk.Nerden bilebilirdikki her sabah aynı kabusla uyanacağımızı.
SÜRTÜK ve yavruları Fatma teyzemin bahçesini restaurant bizim bahçeyide tuvalet ve oyun salonuna çevirmişlerdi.Her sabah uyandığımızda pencereden bakıp nereyi perişan ettiklerini seyretmek rutin olmuştu.Onlar bozuyor inatla ve sabırla ben düzenliyordum.Sadece 15 yada 20 gün süren kendi öxerk topraklarımdaki egemenliğime el koyan bu familyayı sevmiyordum.Onları her gördüğümde su ile ıslatıp bıkmalarını sağlamaya çalışıyordum.Ama nafile onlarda inatçıydılarGelip ihtiyaçlarını gideriyor restaurant bölümüne geçiyorlardı.
2,5 ayı geride bıraktığımızda onlarda bende yavaş yavaş pes etmeye başlamıştık,ben her sabah bozulan bölgeleri düzenlemiyordum onlarda bazı sabahlar beni rahatsız etmiyorlardı.Sebebini anlamam uzun sürmedi , bozulan funda toprağı hariç bahçede yumşak toprak birikintisi olmayınca ihtiyaçlarını gömmek zorlaşmıştı ve rahatlarını bozmuştum..Tuvalet sorununu çözdüğümüze göre işin oyun kısmıda hallederim diye düşünüp gözlemlemeye başladım.Boyları ve renkleri yüzünden sadece begonyalara askıntı olmalarını anlamam uzun sürmedi.Ve bir süre bozulanın yerine yenisini ekmeyince oyun alanı sorununuda çözmüştüm.Oyuncaklarınıda ellerinden almıştım.Artık bahçeme sık gelmeleri için bir neden kalmamış gibi görünüyordu.Hem zaten yavrular iyice serpilmişlerdi yakında anneleride onları bırakıp gidince onlarda biryerlere dağılırlar diye düşünüyordum...
Artık onlarla birlikte 5 inci ayımıza girmiştik fakat benim elim hala bahçede düzenleme yapmaya gitmiyor çekiniyordum.Zaman zaman 2 gün 3 gün bile uğramayan SÜRTÜK ün bir yavrusunu trafik kazasında öldüğünü öğrendiğimde bir kedi yavrusuna bu kadar içleneceğimide hiç aklıma getirmemiştim.
Kazanan kimdi bilmiyorum ama onlarda inatçıydı bende. 4 ayı birbirimize dalaşarak geçirmiş, yavrulardan birini kaybettiğimize gerçekten üzülerekbirlikte yaşamaya alışmıştık. SÜRTÜK artık bana hırlamıyor bende ona veyavrulara su sıkmıyordum.
Bu sabah kahvaltı ederken SÜRTÜK ve 3 yavrusu soğuktan top olmuş vaziyette arka bahçemizde sarmaş dolaş bir kenarda yatarlarken bu satırlar dökülmeye başladı kalemimden ve ruhumda tarifi imkansız bir acı hissettim insanlığım adına... SÜRTÜK kimden olduğu belli bile olmayan 4 yavrusu için ;onları Allah ın ona emanetleri olduğu bilinciyle benimle;tabiatla; ve her türlü zor şartlarla mücadele etmiş ve hala 5 aylık bile olsalar yavrularını bırakıp gitmemişti.İşte üşümesinler diye koca koca kedi yavrularını koynuna almaya çalışan sokak kedisi.Hala tipsiz ve çirkin SÜRTÜK ;sevimsiz görseniz korkarsınız bir gözü sakat simsiyah sokak kedisi...Şefkat ve saadakatten mahrum olmayan sokak kedisi ...anne...SÜRTÜK...
İsimsiz tipsiz sevimsiz SOKAK KEDİSİ SÜRTÜK...
Peki sokak çocukları kavramı nedir şimdi...??? Onların SÜRTÜK kadar bile olamayan sadakatsiz anneleri olmasımı onların suçu... Yoksa onlar SÜRTÜK kadar anne olamadıkları içinmi onlar sokak çocukları..... yazık...
Ercan TEZCAN
Son iki yada 3 yıldan beri oğlumla birlikte eşime karşı yürüttüğümüz pendik sahildeki evimizden çıkıp tuzla sahilde bahçeli bir eve çıkma savaşını kaybetmiş ve sonunda tuzlada bahçe içinde şirin iki katlı yeni evimize taşınmıştık.
Yerleşmemizin ilk haftasından sonra oğlum ve ben evimizi eşimden çok daha kısa bir sürede benimsemiş ; yıllardır sanki içimizdeki özlem duyduğumuz bir yaşantı boyutuna geçmiş gibiydik.Ben sabahları sandalımla balığa çıkıyor , öğleden sonra küçük bahçemdeki çiçeklerimle oynaşıyor ve keyifli dakikalar geçiriyordum.Taşınmamız yaz ortasına denk geldiğinden bahçeden çok zevk almaya başlamıştım.Ve günün her saatini ufacık bahçenin ayrı ayrı yerlerinde farklı şekillerde değerlendirmeye çalışıyorduk.Kah dut ağacının altında öğlen yemeği , kah dış kapının yanındaki asmanın altında ikindi çayı akşamlarıda evin kapısındaki ufacık alanımızda uzayan akşam yemekleri ve çay sohbetleri.
Artık elimden geldiğince bahçemi bakımlı hale getirmeye çalışıyor her gün azar azar yeni çiçekler ekiyor ufak bahçe süsleri ile ufacık bahçemde büyük zevkler almaya çalışıyordum.15 günde bir hayli değişim gerçekleştirmiştim.45 yaşında kendime ait , her şeyiyle benim tasarrufumda olan özerk 35-40 metre kare kadar bir alanım vardı ve ben bir botanik bahçesi sorumlusu bahçevan edasıyle elimde eldivenler ciddi ve titiz bir biçimde işimi zevk alarak yapıyordum.
Ta ki o gece pendikteki bir ahpabımın çay davetinden dönene kadar.Saat biraz geç olmuştu bahçe demir kapısından içeri girdiğimizde dut ağacının altıda olağan dışı bir kıpırdanma olduğunu fark ettik.Ben dut ağacının altına kirpi gelebileceğini öteden beri bildiğimden öyle zannettim.Eşim eve girip bahçe ışığını açana kadar.
İşte temmuz ayının sıcak yaz gecesinde SÜRTÜK ile ilk gözgöze gelmemiz böyle oldu.Her ikimizde ürkmüştük .SÜRTÜK bizden hem çekiniyor korkuyor hemde dik durmaya güçlü görünmeye çalışıyordu.Birbirimizden ilk negatif elektriği orada almıştık.Bunu oda hissetmişti bende.SÜRTÜK her ne kadar bitkin ve bitab bir halde olsada içgüdüsel olarak simsiyah tüyleri gecenin karanlığında parlayan gri sinli gözleriyle bizi ürkütmeye çalışıyordu.Çünki yanında yatan 4 tane kırçıllı gri siyah daha üzerleri kanlı , doğum suyundan ıslak yapışkan açılmamış gözleri ile çirkin yavrularını dış bir etkenden korumak zorundaydı.
O yavrularını korumak zorundaydı fakat bende uzun bir süredir zahmet verdiğim , sakındığım sardunyalarımı , begonyalarımı vs. korumalıydım.Oysa ilk andan beri SÜRTÜK ve 4yavrusu 2 harika begonyamı ve 1 sardunyamı doğum esnasında parçalamışlardı bile.Ben söylenirken oda bana bakıp çekip gitmemi söylercesine hırlıyor ve ön patisiyle bizi uzaklaştırmaya çalışıyordu.
Eşim yeni doğum yapmış bu anneyi daha fazla rahatsız etmememiz ve onu yanlız bırakmamız fikrine beni ikna edince eve girdik.
Geç yatmamızdan ve sıcak havanın rehavetinden olsa gerek sabah 10.00 civarı ancak uyanabildik.Ben gece yaşanan olayı unutmuş olmanın rahatlığı ile eşim kahvaltıyı bahçeye hazırlaması için kapıyı açmamla akşamki kabusla yüz yüze geldim.Simsiyah hırlayan çirkin şaşı bir sokak kedisi ve 4 yavrusu.Patileriyle beni korkutmaya çalışırken bir yandanda yavrularını korumaya alan çirkin sokak kedisi.
Onun hırlamasıyle bir anda bende kendiiçgüdüsel davranışım gereği onu kovalamaya çalıştım.Eşim dur yapma günahtır diyene kadar SÜRTÜK can havliyle ayağa kalkıp kaçmaya çalıştıki ne görelim.SÜRTÜK ün doğumdan kaynaklı olsa gerek arka 2 patisi tutmuyor , onların üzerine basamıyor.Ön 2 patisi ile sürünerek kaçmaya çalışıyor, ama nafile.Hadi buyrun bir kediye dünya üzerinde en son acıyabilecek varlığından bile rahatsız olan been bu hayvana acıyormuyum.Acaba yaşlanıyormuyum diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi ama öyle değilmiş.Her ne olursa olsun karşımda daha bir kaç saat önce doğmuş 4 yavru daha dünyaya gözlerini bile açamamış 4 çirkin sokak kedisi yavrusu.Ve onları dünyaya getirmeye çalışırken neredeyse sakat kalmış ve onları korumak için mücadele eden muhtaç bir anne , sokak kedisi;;; SÜRTÜK...
SÜRTÜK e çiçeklerimi mahfettiği halde ilk vicdanlı bakışımdı bu herhalde.Onun bu halde dolaşıp yemek bulamayacağı ihtimali aklımıza gelince eşim ve ben ona süt ve ekmekten mama yaparak beslemeye başladık.Süt kabı maması suyu derken yavrular ayaklanana kadar besleme kararı aldık.Tam bu kararı almıştıkki olayı duyan akraba eş ve dostlarımız aman dediler sakın.Bir kez alıştırırsanız kesinlikle bir daha bahçeden ayıramazsınız.Yavruları anne yokken hemen hemen uzak bir yere bırakmamızı salık verdiler.Koku yapacaklarını, bit pire olabileceğini falan derken aşırı rahatsız olacağımız fikrine bizi ikna etmeye çalışıyorlardı.
İlk gün ikna olmuş gibiydik, SÜRTÜK yavruların yanından ilk ayrıldığında onları bir koliye koyup uzak bir alana bırakmaya karar vermiştikki yavrular gözlerini açmaya ve yavaş yavaş hareketlenmeye başlamışlardı.Aynı anneleri gibi 2 ön patileri ile sürünerek birbirlerinin üzerlerinden geçmeye ve annelerinin memelerini bulmaya çalışmaları ve oynaşmaları bize zevk vermeye başlamıştı.Ve sonunda kimsenin söylediklerine ikna olmamış yavrular yürüyebşlene kadar onlara bakmaya kara vermiştik.Tabikii anne yani SÜRTÜK te yürüyebilmeliydiki onları ayıralım.
Ama biz kabusların bundan sonra başlayacağından bihaber almışız bu kararı.İlk SÜRTÜK düzeldi ve seke seke yürümeye ve yine alıştığı gibi balık restaurantlarının arka bahçelerindeki ziyafet sofrası çöp bidonlarına kısa aralıklarla gidip gelmeye başladı.Artık SÜRTÜK ü beslemek zorunda kalmıyorduk , oda yavrularını yeterince emzirebildiğinden sorun yok gibi gözüküyordu.
Amaaaaaaaaa......Küçük yavrular ayaklanmaya başladılar ve kabus başladı...................
Oyun oynadıklarını sanan 4 tipsiz , çirkin bahçede ne kadar begonya varsa hepsini perişan etmeyi başardılar.Benim bu yaşa kadar tek özerk olduğum kara parçasını , toprağımı işgal etmekle kalmamışlar
egemenliğimi bitirmenin onlara verdiği zevkle karşımda zıplayıp duruyorlardı.
Neyse ayaklandıkları için bir yandanda seviniyordum.Onlardan en kısa sürede kurtulacağım için seviniyordum.Artık neredeyse 1 aylık olmuşlar kendi kendi kendilerine yürüyebiliyor , annelerini emebiliyor ve hatta benim bahçemi bilinçli olarak mahfedebiliyorlardı.Karar alındı ve yarın sabah onları uzak bir alana bırakma palnı yapıldı.
Sabah mahalle bakkalımız Mustafa dan boş bir koli isterken yan villada oturan Fatma teyzem , ki kendisi olaydan haberdar olup evindede kedi besleyen Fatma teyzem beni ikna çabalarına başladı.Yuva yıkanın yuvası yıkılır oğlum, annelerinden ayırma günah derken biz kedileri fatma teyze nin bakımına bırakmaya kara aldık. Kendi isteğiyle tabiiki.
Kabus sona ermişti . SÜRTÜK ve yavruları artık benim bahçemden çıkarılmıştı.O akşam bahçemde yeniden zevkle yemeğimi yeken ertesi gün yapacağım peysaj çalışmamla ilgili fikirler kuruyordum.Sabah erkenden seraya gidecek ve yeni begonyalar alacak petunyalar sardunyalarla bahçemi tekrar düzenleyecek ve toprağımın hakimi ben olacaktım.
Öğleden sonra tüm bahçe çalışmalarını bitirmenin hazzıyle eşimle birlikte yeni begonyalarıma karşı kahvelerimizi yudumladık.Gece boyunca oğlum eşim ve ben çay sohbeti yaparken bahçemi izliyor ve grurla yaptıklarımı oğluma anlatıyordum.Daha eksiklerim olduğunu süs çamları vs ler alıp ekmeyi düşündüğümü onların fikirlerini konuşurken vakit bir hayli geç olmuştu ve uyumak için evimize girdik.
Sabahın ilk ışıkları ile bahçemin yeni halini seyrederek çayımı yudumlamayı hayal ederken uyuya kalmışım.Sabah eşimin hem söylenerek hemde sinirden gülerek ''seni SÜRTÜK seni'' bağırışı ile uyandığımda bir şeylerin ters gittiği belliydi.Yüzümü dahi yıkamadan merdivenleri 2 şer 2 şer inerek bahçeye fırladım. SÜRTÜK ve yavruları bahçemdeydiler ve orta yerde yeni yaptığım funda toprağından yükseltiyi eşelemiş ihtiyaclarını gidermiş ve tabiiki begonyaları mahvetmişlerdi.Artık kedileri neden sevmediğimi daha iyi anlıyordum. Hortumu takıp onları kovalamaya çalıştım. Neyse ki sudan çekinip gitmişlerdi . Bizde eşimle bu son olur herhalde yeniliğe geliyorlar biz onları beslemediğimiz için bir daha gelmezler deyip birbirimizi avutuyorduk.Nerden bilebilirdikki her sabah aynı kabusla uyanacağımızı.
SÜRTÜK ve yavruları Fatma teyzemin bahçesini restaurant bizim bahçeyide tuvalet ve oyun salonuna çevirmişlerdi.Her sabah uyandığımızda pencereden bakıp nereyi perişan ettiklerini seyretmek rutin olmuştu.Onlar bozuyor inatla ve sabırla ben düzenliyordum.Sadece 15 yada 20 gün süren kendi öxerk topraklarımdaki egemenliğime el koyan bu familyayı sevmiyordum.Onları her gördüğümde su ile ıslatıp bıkmalarını sağlamaya çalışıyordum.Ama nafile onlarda inatçıydılarGelip ihtiyaçlarını gideriyor restaurant bölümüne geçiyorlardı.
2,5 ayı geride bıraktığımızda onlarda bende yavaş yavaş pes etmeye başlamıştık,ben her sabah bozulan bölgeleri düzenlemiyordum onlarda bazı sabahlar beni rahatsız etmiyorlardı.Sebebini anlamam uzun sürmedi , bozulan funda toprağı hariç bahçede yumşak toprak birikintisi olmayınca ihtiyaçlarını gömmek zorlaşmıştı ve rahatlarını bozmuştum..Tuvalet sorununu çözdüğümüze göre işin oyun kısmıda hallederim diye düşünüp gözlemlemeye başladım.Boyları ve renkleri yüzünden sadece begonyalara askıntı olmalarını anlamam uzun sürmedi.Ve bir süre bozulanın yerine yenisini ekmeyince oyun alanı sorununuda çözmüştüm.Oyuncaklarınıda ellerinden almıştım.Artık bahçeme sık gelmeleri için bir neden kalmamış gibi görünüyordu.Hem zaten yavrular iyice serpilmişlerdi yakında anneleride onları bırakıp gidince onlarda biryerlere dağılırlar diye düşünüyordum...
Artık onlarla birlikte 5 inci ayımıza girmiştik fakat benim elim hala bahçede düzenleme yapmaya gitmiyor çekiniyordum.Zaman zaman 2 gün 3 gün bile uğramayan SÜRTÜK ün bir yavrusunu trafik kazasında öldüğünü öğrendiğimde bir kedi yavrusuna bu kadar içleneceğimide hiç aklıma getirmemiştim.
Kazanan kimdi bilmiyorum ama onlarda inatçıydı bende. 4 ayı birbirimize dalaşarak geçirmiş, yavrulardan birini kaybettiğimize gerçekten üzülerekbirlikte yaşamaya alışmıştık. SÜRTÜK artık bana hırlamıyor bende ona veyavrulara su sıkmıyordum.
Bu sabah kahvaltı ederken SÜRTÜK ve 3 yavrusu soğuktan top olmuş vaziyette arka bahçemizde sarmaş dolaş bir kenarda yatarlarken bu satırlar dökülmeye başladı kalemimden ve ruhumda tarifi imkansız bir acı hissettim insanlığım adına... SÜRTÜK kimden olduğu belli bile olmayan 4 yavrusu için ;onları Allah ın ona emanetleri olduğu bilinciyle benimle;tabiatla; ve her türlü zor şartlarla mücadele etmiş ve hala 5 aylık bile olsalar yavrularını bırakıp gitmemişti.İşte üşümesinler diye koca koca kedi yavrularını koynuna almaya çalışan sokak kedisi.Hala tipsiz ve çirkin SÜRTÜK ;sevimsiz görseniz korkarsınız bir gözü sakat simsiyah sokak kedisi...Şefkat ve saadakatten mahrum olmayan sokak kedisi ...anne...SÜRTÜK...
İsimsiz tipsiz sevimsiz SOKAK KEDİSİ SÜRTÜK...
Peki sokak çocukları kavramı nedir şimdi...??? Onların SÜRTÜK kadar bile olamayan sadakatsiz anneleri olmasımı onların suçu... Yoksa onlar SÜRTÜK kadar anne olamadıkları içinmi onlar sokak çocukları..... yazık...
Ercan TEZCAN
1 Kasım 2011 Salı
4 Ekim 2011 Salı
Sevdiklerinize Doğum Günü Hürriyet'i Verin
Hürriyet Gazetesi'nden okurlarına doğum günü, sevgililer günü, yıl dönümü ve diğer tüm özel günler için unutamayacakları bir hediye fırsatı!
Doğduğunuz gün Türkiye'de ve dünyada neler olduğunu hiç merak ettiniz mi?
Hürriyet, ilk yayın tarihi 01.05.1948'den günümüze kadar olan tüm baskılarının birinci sayfalarını kullanımınıza sunuyor. Bu sayede aileniz ve sevdiklerinize, doğum günlerine ait sayfayı armağan ederek bu özel günleri unutulmaz kılabilirsiniz. Ya da dilerseniz kendi doğduğunuz güne ait gazetenin ilk sayfasını sipariş edip saklamanız mümkün.
Size özel Hürriyet'inizi, orijinal gazete kağıdına baskılı olarak farklı ebatlarda seçebilirsiniz. Ayrıca ister karton tüp içerisinde, ister özel kutuda, isterseniz de oldukça şık bir ahşap çerçeve içerisinde sipariş verebilirsiniz.
Bunun için tek yapmanız gereken http://satis.hurriyet.com.tr adresini ziyaret ederek istediğiniz tarihi belirtmeniz!
Bir bumads advertorial içeriğidir.
19 Eylül 2011 Pazartesi
REENKARNASYON VE CİNCİLİK
RUH,MELEK,CİN hakkında
REENKARNASYON VE CİNCİLİK
Ben, "ALLÂH" isminin anlamını ve "İSLÂM DİNİ"ni, hakkımda takdir olunan kadarıyla açıklamak için çalışıyorum... "Müslümanlığın" savunucusu değilim!
Ben de dahil, müslümanlardaki anlayış yanlışlarından, yorum hatalarından doğan isabetsiz düşünce va davranışların hiç biri "İslam Dini"ni bağlamaz!
"Allâh"ın yaratmış olduğu evrensel sistem ve düzene yani "İslam Dini"ne göre, her birim içinde olduğu yapının, özelliklerin ve ortaya koyduğu davranışın sonuçlarını yaşayacaktır!
Mâzeretin kesinlikle geçerliliği yoktur!
Sistemin işleyişinde duygusallığa asla yer yoktur!
Geçen geçmiştir; geçmişin telâfisi ise hiç bir şekilde mümkün değildir; ancak içinde bulunduğunuz anı değerlendirebilirsiniz! Sistemde asla geri dönüş yoktur! Hele ölüm adı verilen olayla bu bedeni terkedip; "ruh" adı verilen, beyninizin ürettiği yeni bedenle, kabir âlemi veya berzah denen boyutta yaşama başladıktan sonra; tekrar dünyaya geri gelip yeniden bir bedene girerek tekâmül edileceğini sanmak çok önemli bir yanılgıdır! Çünkü yaşam hep ileriye gitmektedir; hiç geri dönüş yoktur!
Reenkarnasyon niçin geçerli değildir?...
Ruh, dün de açıkladığım gibi, geçmişte, ezelde bir yerlerde yaratılmış da sonra gelip bu bedene girecek olan bir şey değildir ki; daha sonra da tekrar geri dönüp başka bir bedene girsin!
Varolan her insanın beyni, ana rahminde 120. günden başlıyarak tüm yaşamı boyunca kendi ruhunu inşâ eder! Bu yüzden de, ölümle bir bedenden ayrılan ruhun, başka bir boş beden bulup onun içine girmesi, diye bir şeyden bahsedilemez!..
Ruhun tekâmül amacıyla yeniden dünyaya dönerek bedenlenmesi görüşü tamamiyle ta Şamanlıktan, Göktürk`lükten gelen, göktanrı ve yerde de bizler anlayışından kaynaklanan, madde ve ruh ikilemi ile yaşamı değerlendirmekten, yani dualizmden; ve dahi bedenleri yöneten ruhlar varsayımından doğan görüştür!
Ne ruh dünyaya tekâmül için geri gelme şansına sahiptir, ne de ruhlarla görüşülür!.. Ne de uzayın derinliklerinden gelmiş canlılar vardır bizim gibi bedenli, ki onlarla görüşülebilsin!.. Ve ne de, ben filanca evliyânın ruhuyum, diyerek insanlara görünen, konuşan varlıkların gerçektenliği!
"RUH İNSAN CİN" isimli l970 yılında yayınladığımız, bu konuda kaynak kabul edilen kitapta bu olayları çok detaylı bir şekilde açıklamıştık...
Çeşitli isimler ve görüntüler altında insanların bazılarına kendilerini tanıtan ve "cin" adıyla da bilinen şeytanlar, özellikleri gereği insanlara hükmetmek isterler! Bu vasıfları dolayısıyla da Kur`ân-ı Kerim’de onlara "şeytan" denilmiştir!
Şeytan denen bu cinler, insanları kandırmak için her kılığa, sûrete bürünüp kendilerini uzaylı, evliya ve hatta peygamber diye tanıtarak; önce birini kendilerine tâbi kılarlar, sonra da ona inanan binlerce saf iyiniyetli insanı! Oluşturdukları en önemli itikadî sapma reenkarnasyon fikridir... Cin tabanlı hemen her bilgi kaynağında bu görülür!
Falcılığın her türünün esası tamamiyle cinciliğe dayanır! Medyum, cinlere aracılık edenlere, cincilere denir. Konunun detayları da adıgeçen kitabımızdadır.
Büyülerin pekçoğunun oluşumunda bu şeytanların katkısı vardır! Bunlardan korunmak için en tesirli şey, bizim bildiğimiz kadarıyla, pek çok defa denenmiş olan şu Kur`ân-ı Kerîm’in öğrettiği duadır:
"Rabbî innî messeniyeş şeytanu binusbin ve azâb.. Rabbî euzü bike min hemezatiş şeyatıyni ve euzü bike rabbi en yahdurun. Ve hifzan min külli şeytanin marid." (Sâd:41; Müminun:97/98; Saffat:7)
Bu konuda sıkıntıları, korkuları olanlar bu duayı günün içinde 200-300 defa okurlarsa umarım çok büyük fayda görürler... Sadece korunma amacıyla sabah akşam 20`şer veya 40`ar defa okumanın bürük faydası olur..
Şeytan denen bu cinlerle ilişki her ne kadar dünyada insanlara geçici bazı menfaatler sağlasa da, kişilerde oluşturulan çok önemli itikadî sapmalar yüzünden ölümötesi yaşama dönük pek büyük kayıplar oluşur!
Cinlerin insanlara yaptığı en büyük düşmanlık ise, sürekli olarak, her birine, bir diğeriyle uğraşmayı telkin etmeleridir!
Oysa insan, başkasıyla uğraşağı vakti, kendine dönük değerlendirse; ölümötesi yaşamda çok daha kazançlı olur!
Kur`ân, şeytan denen bu cinler için "düşmanınızdır" diyor! Değerlendirme sizin!
Ölümötesi yaşam deyip duruyoruz... Nasıldır bu yaşam?...
AHMED HULÛSİ
1996
8 Eylül 2011 Perşembe
Karanlık Enerji, Karanlık Madde
| |||||||
|
Kaynak : http://science.nasa.gov/astrophysics/focus-areas/what-is-dark-energy/
Çeviren : Cem Özemre
YETERİNCE UYKU ALINMAZSA BEYİN İYİMSER BİR ŞEKİLDE GERÇEKLEŞMESİ OLANAKSIZ ŞEYLERİN PEŞİNDE KOŞAR.
| ||||
|
BEYNİN GÜZELLİĞİ
| ||||
|
PİNEAL GLAND - İÇSEL GÖZ
| |||||||
|
EVRENİN BİR HOLOGRAM OLDUĞUNA DAİR STEPHEN HAWKING İLE YAPILAN TARTIŞMA
| ||||
|
AYNA NÖRONLAR FAZLASIYLA İSPATLANDI!...
| ||||
|
Bilincimdeki "BEN"
| ||||
|
BEYNİNDEKİ HOLOGRAM DÜNYAN
| ||||
|
DÜNYANDASIN! Dünya'da değil!
| ||||
|
Kaydol:
Yorumlar (Atom)











